Transseksüellik ve tedavi yöntemleri: Cinsiyet değiştirmek gerçekten bir çözüm mü?

LGBT hareketinin transseksüelliği bir norm haline getirme çabasıyla transseksüelliğin tedavi yöntemi olarak cinsiyet değişimini savunması, bilimsel ve psikolojik perspektifte ciddi sorular ortaya çıkarıyor.
Transseksüellik ve tedavi yöntemleri: Cinsiyet değiştirmek gerçekten bir çözüm mü?

 

LGBT hareketi, dünya genelinde ve farklı toplumlarda kendi ideallerini yayma konusunda kararlı bir çaba içerisindedir. Homoseksüelliğe ek olarak translığı/transseksüelliği de toplumun kabul etmesi gereken bir norm haline getirmek, bu hareketin temel hedeflerinden biridir. Politikalarını “LGBT hakları” çerçevesinde düzenlemeleri için ülkelere baskı yapmak ve bilimsel araştırmaların tarafsızlığını etkilemek, bu hedef doğrultusunda izlediği yöntemlerden sadece bazılarıdır. 

Şunu unutmamak gerekir ki, bir durum bilimsel olarak hastalık olarak kabul edilse bile, bu onun etik veya doğru olduğu anlamına gelmez. Mesela, bir kişinin zihinsel bir rahatsızlık nedeniyle yaptığı haksız bir davranış kabul edilebilir değildir; bu durumda, rehabilitasyon süreciyle kişiye gerekli destek sağlanır. Aynı şekilde, bir durumun bilim tarafından hastalık olarak kabul edilmemesi, otomatik olarak meşru veya kabul edilebilir olduğu anlamına gelmez. Örneğin, bir kişinin aldatma eğiliminde olması belki bilimsel bir hastalık olarak sınıflandırılmaz; ancak bu, aldatmanın meşru veya etik olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle, eşcinsellik ve cinsiyet disforisi (cinsiyet hoşnutsuzluğu) gibi konular, tıp tarihinde zaman içinde farklı yaklaşımlar ve sınıflandırmalar görmüş olabilir; ancak bu durum, bu konuların temel özünü değiştirmez.

Bu yazıda, “cinsiyet kimlik bozukluğu” olarak adlandırılan ve hastalık olarak tanımlanan transseksüellik konusuna odaklanacağız. Cinsiyet kimlik bozukluğu, Amerikan Psikiyatri Birliği'nin "Duygusal ve Davranışsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı" (DSM-5) ve Dünya Sağlık Örgütü'nün "Uluslararası Hastalıklar Sınıflandırması" (ICD-10) gibi tanı kılavuzları tarafından tanınan bir durumdur. Transseksüellik, bu tanı kılavuzlarına göre bir tıbbi durum olarak kabul edilmekte ve psikiyatrik bir değerlendirmeye tabi tutulmaktadır.

Peki Transseksüellik Nedir?

Transseksüellik, “cinsiyet kimlik bozukluğu” olarak sınıflandırılan bir durumdur. Bu durum, kişinin doğuştan sahip olduğu cinsiyeti reddetmesini içerir. Transseksüeller biyolojik cinsiyetlerinden rahatsızlık duyar ve kendilerini karşı cinsle özdeşleştirirler. Örneğin, erkek olarak doğan bir kişi, kendini kadın gibi hissederek kadın gibi giyinip davranabilir; ya da kadın olarak doğan bir kişi, kendini erkek gibi ifade etme arzusu duyabilir. Bu kişiler, karşı cinsiyete bürünme arzusuyla hormon tedavileri ve cinsiyet değiştirme ameliyatları gibi bir dizi yönteme başvurabilir. Türkiye'de genellikle sadece giyim, tavır ve davranışlarıyla karşı cins gibi görünen kişilere "travesti" denirken, cinsiyetini tıbbi müdahalelerle değiştirenlere "transseksüel" adı verilmektedir.

“Cinsiyet kimlik bozukluğu” tanımı, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından 2013 yılında yayınlanan DSM-5 klinik el kitabı ile resmi olarak "cinsiyet disforisi" olarak değiştirilmiştir. 

Transseksüel
Araştırmalar, transseksüellikle ilişkilendirilebilecek belirli bir transseksüellik geni bulunmadığını göstermiştir. 

Transseksüellik Psikolojik midir?

Evet, bu durum psikolojik bir hastalık olarak kabul edilir ve bundan etkilenen kişilerin geçmiş hikayelerinde transseksüelliğe neden olabilecek çeşitli faktörlerin rol oynadığı gözlemlenir. Annenin egemen olduğu bir aile yapısı, babanın uzun süreli yokluğu, sağlıksız baba-çocuk ilişkisi, ailevi problemler, erkek kardeş sayısı, büyüme ortamı gibi sosyo-demografik faktörler ve istismar, transseksüellikle ilişkilendirilen çocukluk dönemi sorunları arasında yer alır. Şu ana kadar yapılan genetik araştırmalar, transseksüellikle ilişkilendirilebilecek belirli bir transseksüellik geni veya genleri bulunmadığını göstermiştir. 

Transseksüelliğin Tedavisi Var mıdır?

Evet, transseksüelliğin tedavisi vardır. Psikoterapi, cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşayanlara duygusal destek sağlamakla birlikte, kişinin cinsiyetiyle derinlemesine yüzleşmesine, biyolojik cinsiyetiyle uyum içinde olmasına ve yaşadığı zorluklara yönelik çözümler bulmasına yardımcı olabilir. Terapistler, kişinin geçmiş deneyimleri, aile ilişkileri ve toplumsal etkileşimleri üzerinde çalışarak, cinsiyetle ilgili karmaşık duygularını ve travmalarını anlamasına destek olabilir. Bu tür terapilere genellikle "onarım terapisi" denir. Ne yazık ki, onarım terapisini amaçları karşısında bir engel olarak gören LGBT ideolojisi, bu terapi yönteminin yasaklanması yönünde yasal alanda çalışmalar yürütmekte, kampanyalar düzenlemekte ve çeşitli propagandalarla toplumu etkisi altına almaya çalışmaktadır. Bu propagandalar neticesinde, cinsiyet karmaşası yaşayan ve biyolojik cinsiyetiyle barışmak isteyen kişilere yardım etmeye çalışan terapistler, “etik dışı” davranmakla ve “transfobi” ile suçlanmaktadırlar.

Özellikle ergen ve gençlerden psikososyal ve psikolojik sorunlar nedeniyle cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşayanlar, bu sorunlarını çözmek için çoğu zaman ilk olarak internete başvurmakta ve doğrudan LGBT dernekleri ile aktivistlerinin görüşlerine maruz kalmaktadırlar. Bu toplulukların cinsiyet disforisi tedavisinde savunduğu “modern yaklaşım” ise, psikolojik temelli sorunların tedavisini göz ardı ederek kişiyi doğrudan cinsiyet değişimine başlatma yönündedir. Şu noktayı özellikle vurgulamak önemlidir: Biyolojik özelliklerimiz, ne kadar çaba harcarsak harcayalım, değiştirilemez. Bu da demek oluyor ki, hormon tedavileri ve transseksüel ameliyatları gibi vücut bütünlüğüne müdahale eden yöntemlere başvursak dahi, cinsiyetimiz asla tamamen değişmeyecektir.

Cinsiyet değiştirme
Cinsiyet değiştirme uygulamaları sadece dış gönüşü değiştirir, cinsiyeti değil.

LGBT hareketinin “Cinsiyet Olumlayıcı Tedavi” adı altında savunduğu cinsiyet değiştirme sürecine ait bazı temel adımlar şunlardır:

· Sosyal Cinsiyet Değişimi: Bu aşama, kişinin sosyal hayatında karşı cinsiyetten biri gibi görünümünü ve adını değiştirmesiyle ilgilidir. Bu, giyim tarzı, saç kesimi, makyaj kullanımı ve isim değişikliği gibi unsurları içerir. Ancak, bu süreçte kullanılan göğüs bağlama gibi bazı yöntemler fiziksel sağlık sorunlarına yol açabilir. Göğüs bağlayıcıların kullanımı, göğüs bölgesinin uzun süre sıkı bir şekilde bağlanması nedeniyle ortaya çıkan bir dizi sağlık sorununu beraberinde getirir. Bu sorunlar arasında sırt ağrıları, göğüs ağrıları, omuz ağrıları, nefes darlığı ve hatta kaburga kırıkları ve akciğer problemleri bulunmaktadır. Araştırmalar, göğüs bağlayıcı kullanımının insan sağlığı üzerinde toplamda 28 farklı potansiyel zarara neden olabileceğini göstermektedir. 

· Ergenlik Engelleyiciler: Ergenlik öncesi dönemdeki çocuklar için hormonal değişiklikleri erteleyen bu ilaçlar, "güvenli ve tamamen geri döndürülebilir" olduğu iddiası ile pazarlanmaktadır. Ancak uzun süreli kullanımlarının çocukların boyunu kısalttığı, beyindeki omurilik sıvısı basıncını artırdığı, kemik mineral yoğunluğunu olumsuz etkilediği, bilişsel performansı düşürdüğü ve bazı durumlarda IQ'yu düşürdüğü tespit edilmiştir. Ayrıca, bu ilaçların mental sağlık üzerindeki etkilerinin tam olarak anlaşılamadığı bilinmektedir. Cinsel üreme organları gelişimini tamamlamamış çocukların bu ilaçlara maruz kalması, gelişimlerini olumsuz etkileyerek kısırlığa neden olabilir. Tüm bunlar geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabileceğinden, çocuklara bu ilaçları çözüm olarak sunmak hekim etiğine aykırıdır.

· Hormon Tedavisi: Cinsiyet değiştirme sürecinde bir sonraki adım, karşı cinsiyetin hormonlarını kullanarak vücutta cinsiyet özelliklerini değiştirmeyi içerir. Örneğin, bir kadın cinsiyet değiştirme sürecinde testosteron kullanabilir, erkek ise östrojen ve antiandrojen ilaçları alabilir. Östrojen kullanımı meme büyümesi, yağ dağılımında değişiklik, cilt yapısındaki yumuşama gibi feminen özelliklerin gelişimine yol açar. Antiandrojenler ise erkeklik hormonu olan testosteronun etkilerini azaltarak vücutta değişikliklere neden olabilir. Ancak, bu hormonların olası ciddi yan etkileri de bulunmaktadır. Örneğin, tromboemboli riskinde artış, karaciğer problemleri, meme kanseri riskinde artış, ruh hali değişiklikleri, kilo artışı ve cinsel dürtüde azalma gibi etkiler gözlemlenebilir. Karşı cinsiyet özelliklerine ulaşmak için kullanılan bu hormon ilaçlarına ömür boyu devam edilmesi gerekir, zira tedavi kesildiğinde vücut doğal hormon seviyelerine geri dönmeye başlayabilir.

· Transseksüel Ameliyatları: Bu ameliyatlar, cinsiyet değiştirme süreçlerinin bir parçası olarak üreme organlarını işlevsiz hale getirecek genital cerrahi işlemlerini veya meme büyütme, meme aldırma, Adem elmasını küçültülme gibi estetik cerrahi işlemlerini ifade eder. Bu ameliyatlar, kişinin karşı cinsiyete geçişini sağlamak için yapılmış gibi görünse de, aslında sadece dış görünüşte değişiklikler meydana getirir. 

Cinsiyet değiştirme prosedürlerinin sağlık üzerinde çok çeşitli ve geri dönüşü olmayan zararları olduğu tespit edilmiştir.

Cinsiyet değiştirme cerrahisi, genellikle şu temel kategorilere ayrılır:

1. Kadından erkeğe (FtM) cinsiyet değiştirme ameliyatları:

· Mastektomi: Göğüsleri küçültmek veya tamamen almak için yapılan operasyon.

· Falloplasti: Ön koldan alınan deri parçasıyla yapay penis yapma ameliyatı.

2. Erkekten kadına (MtF) cinsiyet değiştirme ameliyatları:

· Orşiektomi: Testisleri çıkarmak için gerçekleştirilen operasyon.

· Penektomi: Penisin çıkarılmasını içeren operasyon.

· Vajinoplasti: Vajina oluşturmak için, genellikle cilt veya doku transferi kullanılarak yapılan operasyon.

3. Cinsiyet değiştirme cerrahisinin diğer yönleri:

· Meme Büyütme

· Yüz Feminizasyon Cerrahisi: Yüz hatlarını daha kadınsı hale getirmek için gerçekleştirilen çeşitli operasyonlar.

· Vücut Şekillendirme: Liposuction gibi yöntemlerle vücut hatlarını değiştirmeyi amaçlayan işlemler..

· Ses İnceltme: Ses tonunu değiştirmeye yönelik ameliyatlar.

Cinsiyet değiştirdikten sonra pişman olup esas cinsiyetine dönen Prisha'nın hikayesini buradan dinleyebilirsiniz.

Cinsiyet Değiştirmek Bir Çözüm müdür?

Ne yazık ki, batıdaki hakim tıbbi yaklaşıma göre, transseksüellerde bir sorun olduğunu ifade etmek "yanlış" kabul edilmektedir. Bu nedenle, transseksüellerin mücadele ettiği psikolojik sorunlar göz ardı edilmekte, tedavi edilmeden bırakılmaktadır. Cinsiyet değişiminin cinsiyet disforisi gibi ruh sağlığı ile ilgili sorunları çözeceği iddiasıyla hastalar üzerinde cerrahi işlemler gerçekleştirilmekte, semptomlar devam ettiğinde ise hastalar hayal kırıklığı ve pişmanlık yaşamaktadır.

Bedenlerini kalıcı olarak değiştirmiş olmalarına rağmen psikolojik sıkıntıların giderilememesi, cinsiyet değişiminin hatalı bir uygulama olduğuna dair bir işarettir. Ancak LGBT ideolojisinin “nasıl hissediyorsan öylesindir” anlatısı bu işaretleri yok saymaktadır.

Cinsiyet değiştirme ameliyatı geçiren transseksüel yetişkinlerin durumu da pek iç açıcı değildir. Bazıları yeni cinsiyetlerinden memnun olduklarını ifade etse de (ki bu çoğu durumda zaman geçtikçe pişmanlığa dönüşür), çoğu hala ameliyat öncesinde yaşadıkları duygusal ve psikolojik sorunlarla mücadele etmektedir.

Transseksüel Olduktan Sonra Pişman Olan Var Mı?

Evet, ne yazık ki bu durumu yaşayan çok sayıda “detrans” vardır ve sayıları giderek artmaktadır. "Detrans" terimi, cinsiyet değiştirme sürecinden pişman olup vazgeçerek esas cinsiyetine geri dönen kişileri tanımlar. Yani, daha önce cinsiyet değiştirme ameliyatı geçirmiş veya bir şekilde cinsiyet değiştirme sürecine başlamış bir kişinin, daha sonra bu kararını gözden geçirip esas cinsiyetine geri dönmesini ifade eder.

LGBT topluluğu, bir zamanlar cinsiyet değiştirme sürecinde desteklediği kişileri, bu kararlarından pişman olduklarında reddetme eğilimindedir. Başkalarını uyarmak ve bilinçlendirmek için deneyimlerini paylaşan ve sesini yükselten detranslar, LGBT toplulukları tarafından eleştirilmekte ve korkutulmaktadır. Cinsiyet değişiminden pişman olan bir kaç detransın hikayesine buradan ulaşabilirsiniz.

Sonuç olarak, cinsiyet karmaşası yaşayanları cinsiyet değişimine yönlendirmek, onları geri dönüşü olmayan bir tahribata sürüklemek anlamına gelir. Bu sebeplerle, "onarım terapisi" gibi terapilerin sağlayabileceği faydaları göz ardı etmeden, bu kişileri anlamaya ve empati kurmaya çalışmak önemlidir.