Trans çocuk meselesini psikolojik ve tıbbi boyutlarıyla değerlendirmek

LGBT hareketinin 'trans çocuk' anlatısı ergenlerde cinsiyet değiştirme oranlarını artırırken, yapılan araştırmalar çocuklar üzerindeki potansiyel zararları ortaya koyuyor.
Trans çocuk meselesini psikolojik ve tıbbi boyutlarıyla değerlendirmek


Günümüzde cinsiyeti konusunda kafa karışıklığı yaşayan çocuk ve ergenlerin tümü, LGBT hareketi tarafından trans olarak etiketlenmektedir. Kendilerini tanımaya ve varlıklarını anlamlandırmaya çalıştıkları son derece hassas bir dönemde gerçekleşen bu etiketlemeye karşı savunmasız kalan çocuklar, yanlış bedende dünyaya geldikleri yönünde bir inanışa kapılarak cinsiyet değiştirme ameliyatları geçirmeye karar vermektedir. Bu durum birçok etik ve tıbbi sorunu beraberinde getirirken, toplumsal yapıda da cinsiyetin değiştirilebilir bir özellik olduğu yönünde yanlış bir algı oluşturulmasına zemin hazırlamaktadır. 

Peki trans çocuk kavramında geçen trans nedir?

Transseksüellik/Translık kavramları, kişinin esas cinsiyetini (LGBT çevrelerinin deyimiyle biyolojik cinsiyeti) reddederek, karşı cinsin fiziksel görünümüne sahip olma isteği olarak tanımlanabilir. Bu doğrultuda hareket eden çocuk ve ergenler, karşı cinsin fiziksel görünümüne kavuşmak üzere sosyal, tıbbi ve cerrahi müdahalelere başvurmaktadır. Sözde “transseksüellik tedavisi” olarak adlandırılan sürecin ilk aşamasında, gelişim çağındaki çocuklara ergenlik engelleyiciler ve karşı cinsiyet hormonları verilerek ikincil cinsiyet özellikleri (örneğin kızlarda göğüslerin büyümesi, erkeklerde ses kalınlaşması) baskılanmaya çalışılmaktadır. Esasen bir endokrin sorunu olarak görülen erken ergenlik, kanser veya hormon bozukluğu tedavisinde kullanılan ilaçlar, LGBT hareketinin kurduğu sistemde cinsiyetleri konusunda kafa karışıklığı yaşayan çocuklara hızlıca reçete edilmektedir. 

Sağlıklı bedenlere yönelik gerçekleştirilen bu tür müdahalelerin ciddi yan etkileri bulunmaktadır. Örneğin, ergenlik engelleyici ilaçlar üzerine yapılan bir araştırma, çocuklarda kemik mineral yoğunluğunu olumsuz yönde etkilediğini ortaya koymaktadır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar, çocukların ilerleyen yaşlarda osteoporoz (kemik erimesi) riskiyle karşı karşıya kalabileceğine işaret etmektedir. Çocuklarda görülen cinsiyet sorunlarına yaklaşımı ve uygulanan sözde tedavi yöntemlerini inceleyen bir başka çalışma ise, cinsiyet kimliği konusundaki bilimsel temelli yaklaşımların eksik olduğunu ve çocuklarda görülen cinsiyet sorunlarının tedavisi için önerilen hormon tedavilerinin risklerinin yeterince araştırılmadığını vurgulamaktadır. Ergenlik engelleyici ilaçlar ve karşı cinsiyet hormonlarının çocukları kısırlaştırabileceği ve ekstra sağlık risklerine yol açabileceği belirtilmektedir. 

Kullanılan ilaçların fiziksel sağlığı etkilediği gibi zihinsel yetenekleri de olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Ergenlik engelleyici olarak kullanılan GnRH hormonları hakkında yapılan bir araştırma, esasen prostat kanseri tedavisinde kullanılan bu ilaçların hastalar üzerinde düşük bilişsel performansa neden olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle dil yeteneğini, kısa süreli hafıza kapasitesini ve zihinsel esnekliği olumsuz yönde etkilediği tespit edilen ilaçlar, trans oldukları iddia edilen çocuklara bir tedavi yöntemi olarak sunulmaktadır. Cinsiyet değiştirme sürecinin başlangıç aşamasında dahi zihinsel ve bedensel birçok sağlık riskiyle karşı karşıya bırakılan çocuklar, ilerleyen aşamalarda daha ciddi ve geri döndürülemez hasarlara neden olacak uygulamalara tabi tutulmaktadır.

Hormon tedavisi adı altında esas cinsiyet hormonları baskılanan çocuklar, yasal yaş sınırına ulaştıklarında cinsiyet değiştirme ameliyatlarına (diğer bir ifadeyle transseksüel ameliyatları) sevk edilmektedir. Kişide kalıcı kısırlığa neden olan ameliyatların her bir aşaması oldukça zor ve riskli geçmektedir. Çoğu zaman yüksek komplikasyon oranlarına bağlı olarak ek ameliyat gerektiren bu tür müdahaleler, transları uzun süreli tıbbi bakım ve tedaviye bağımlı hale getirebilmektedir. Ameliyat sonrası süreçte ise fiziksel görünümü korumak üzere ömür boyu karşı cinsiyet hormon ilaçlarını kullanma zorunluluğu bulunmaktadır. Bu durum ise genç kitleyi yaşam boyu ilaç kullanımına bağımlı hale getirmektedir.

Trans çocuk
Hormon tedavisi adı altında esas cinsiyet hormonları baskılanan çocuklar, yasal yaş sınırına ulaştıklarında cinsiyet değiştirme ameliyatlarına sevk edilmektedir.

Peki neden cinsiyet değiştirilir? 

Cinsiyetimiz doğuştan gelen yaratılışsal özelliklerimizdir ve herhangi bir müdahale yoluyla değiştirilemez. Ancak cinsiyet ve cinsiyet özelliklerine dair algılar, özellikle erken çocukluk döneminde yaşanan olumsuz tecrübeler neticesinde bozulabilmekte ve kişide cinsiyeti konusunda bir karmaşa veya memnuniyetsizlik oluşturabilmektedir. Psikiyatride bu durumu tanımlamak üzere “cinsiyet disforisi (cinsiyet hoşnutsuzluğu)” terimi kullanılmaktadır. Genellikle psikolojik, fizyolojik ve çevresel etmenlerden biri veya birkaçının olumsuz etkileşimine bağlı olarak gelişen cinsiyet disforisi, ruh sağlığı uzmanları tarafından kabul görmüş psikiyatrik bir rahatsızlıktır. 

Cinsiyet disforisi belirtileri son derece kişisel olmakla beraber insanların çoğunlukla yanlış algıladığı bir durumdur. Kişiler, çocukluk çağında bazen karşı cinsin oyuncakları ile oynamaktan keyif duyar. Örneğin bir kız çocuk, askerlerle veyahut oyuncak silahlarla oynamayı; bir erkek çocuk ise bebeklerle ve kıyafet oyunları ile oynamaktan keyif alabilir. Bu durum süreklilik arz etmiyor ise hayatın olağan akışında normal kabul edilebilir. Lakin uzmanların da işaret ettiği gibi sıklıkla, neredeyse her zaman karşı cinse ait oyun, oyuncak ve kıyafetlerden ilgi duymanın çocuklarda disforiye işaret edebileceği göz ardı edilmemelidir ve ebeveynler tarafından dikkatle gözlemlenmelidir. Bu noktada belirtmek gerekir ki, erken çocukluk dönemi cinsiyete dair öğrenme ve merak dönemi olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu ve benzeri davranışlar her zaman cinsiyet disforisi gibi bir rahatsızlığa işaret etmez. Ancak, çocuğun davranışları bir süreklilik ve aşırılık barındırıyorsa ailelerin bir uzman görüşüne başvurması gerekir. 

Çocuklarda cinsiyet disforisinin görülme sıklığı nedir?

Günümüzde, çocukların karşı cinse özgü davranışlar sergilemesi “transseksüellik belirtileri” olarak değerlendirilmekte ve sözde “transseksüel çocuklar” kısa bir psikiyatrik görüşmenin ardından disfori teşhisi alarak, cinsiyet değiştirme ameliyatlarına yönlendirilmektedir. Oysaki, cinsiyet değiştirmenin teşvik edilmediği durumlarda ergenlik döneminin bitmesiyle birlikte disfori şikayetleri kendiliğinden geçmektedir. Aksi durumda ise uygun psikoterapi yöntemleriyle tedavi edilmesi mümkündür.

Ancak LGBT hareketinin çalışmaları sonucu son yıllarda, çocuklarda cinsiyet disforisi vakalarında ve buna bağlı olarak cinsiyet değiştirme oranlarında hızlı bir artış gözlemlenmiştir. Amerika’da, Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi’nin (C.D.C) sunduğu 2022 tarihli rapora göre [1] trans olduğunu iddia eden her beş kişiden birinin 13-17 yaş aralığında olduğu ve bu çocukların sayısının önceki yıllara oranla iki katına çıktığı tespit edilmiştir. Ergenlik dönemindeki çocuklarda esas cinsiyeti reddetme ve transseksüel olma eğiliminin her yıl daha da artması akıllara sosyal bulaşma ihtimalini getirmektedir. Nitekim, çocuklarda görülen disfori şikayetlerini internet kullanımı ve akran etkisi üzerinden inceleyen bir araştırma, çocukların ergenlik döneminde veya ergenlik sonrası süreçte aniden cinsiyet disforisi yaşadığını ve bu sorunun arkadaş grupları ve internet kullanımıyla ilişkili olduğunu bildirmektedir.

Trans çocuk
Trans olduğunu iddia eden her beş kişiden birinin 13-17 yaş aralığında olduğu ve bu sayının önceki yıllara oranla iki katına çıktığı tespit edilmiştir.

Cinsiyet değiştirme prosedürlerinin çocuk ve ergen psikolojisi üzerindeki etkileri nelerdir?

Cinsiyet disforisi genellikle anksiyete ve depresif bozukluk, ruhsal bunalım, otizm spektrum bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu vb. rahatsızlıklarla ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla cinsiyetinden memnun olmayan bir çocuk veya ergen halihazırda bir takım psikolojik zorluklar yaşamaktadır. Bu konu hakkında yapılan bir çalışma, cinsiyet karmaşası yaşayan ergenlerin aynı zamanda psikososyal ve psikolojik sorunlara da sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çalışmada, 15 psikososyal ve psikolojik savunmasızlık faktörü arasından, gençlerin büyük bir kısmının en az birine, yarısından fazlasının ise 6 veya daha fazla savunmasızlık faktörüne sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 

Psikolojik olarak savunmasız ve hassas olan “trans çocukların” durumu gerektiği gibi ele alınmamış ve gelinen noktada cinsiyet disforisi ile ilişkili rahatsızlıklar için psikoterapi yöntemleri değil cerrahi operasyonlar uygun görülmüştür. Durumu kabul etmeyen ve psikoterapi hizmeti almak isteyen aileler ise, “canlı bir trans erkek çocuğu mu yoksa ölü bir kız çocuğu mu  istersiniz” şeklinde etik dışı söylemlerle korkutulmuştur. Oysaki, trans ergenlerde intihar eğiliminin incelendiği bir çalışma, cinsiyet değiştirmiş trans ergenlerin trans olmayan yaşıtlarına oranla daha yüksek intihar düşüncesi ve intihar girişim oranına sahip olduğunu göstermektedir. 

Bu bağlamda, cinsiyeti hakkında karmaşa yaşayan çocuklar hakkındaki yanlış bedende doğdukları ve cinsiyet değiştirirlerse mutlu olabilecekleri yönündeki argümanların bilimsel temele dayalı olmadığı ve çocukların refahını esas alan bir yaklaşım benimsemediği açıkça görülmektedir. LGBT hareketinin sunduğu yöntemler tedavi niteliğinden uzak olmasının yanı sıra çocuklarda ruhsal ve bedensel bütünlüğü bozacak hasarlar bırakmaktadır.

Kaynak: 

[1] https://williamsinstitute.law.ucla.edu/publications/trans-adults-united-states/