Görmezden gelinen bir topluluk: Cinsiyet değiştirip pişman olanlar

Cinsiyet değiştirme kararından pişmanlık duyan ve esas cinsiyetine geri dönen detranslar, çoğunlukla gençlerden oluşan ve sayıları hızla artan bir topluluk olmalarına rağmen görmezden geliniyor.
Görmezden gelinen bir topluluk: Cinsiyet değiştirip pişman olanlar

 

Cinsiyetimiz, doğuştan gelen ve canlıları üreme sürecindeki görevine göre erkek veya dişi olarak tanımlayan yaratılışsal bir özelliğimizdir. Kadın ve erkek cinsiyeti bu yaratılışa uygun olarak belirli fiziksel, bilişsel ve hormonal farklılıklarla donaltılmıştır. İki cinsiyet birbirinden tamamen farklı olmakla birlikte aralarında bir “geçiş” veya “değişim” de mümkün değildir. Ancak temelde cinsiyetsiz bir toplum inşa etmeyi amaçlayan LGBT ideolojisi, oluşturduğu transseksüellik anlatısı üzerinden cinsiyetin seçilebilen ve isteğe bağlı olarak değiştirilebilen bir özellik olduğunu iddia ederek çocuk ve gençlerin cinsiyet algılarını bozmakta ve topluma, cinsiyeti konusunda karmaşa yaşayan çocuklar için tek çözüm yolunun cinsiyet değiştirmek olduğu yönünde son derece yanlış bir inanç yerleştirmeye çalışmaktadır. Gelinen noktada, cinsiyetinden memnun olmayan çocuklar doğrudan “trans çocuk” ilan edilmekte ve önce hormonlara ve daha sonra cinsiyet değiştirme ameliyatlarına (bir diğer adıyla transseksüel ameliyatlarına) yönlendirilmektedir. Bu noktada bilimsel ve tıbbi gerçeklerden uzaklaşılarak cinsiyetin biyolojik temelleri göz ardı edilmekte ve ideolojik amaçlarla gençlerin sağlığı tehlikeye atılmaktadır.

Cinsiyet değiştirenlere ne denir? Neden cinsiyet değiştirilir?

Esas cinsiyetini reddederek kendini karşı cinsin cinsiyetiyle tanımlayan ve cerrahi müdahalelerle karşı cinse benzemeye çalışanlara transseksüel/trans denilmektedir. Kişiyi esas cinsiyetinden uzaklaştıran faktörler farklılık göstermekle birlikte çocukluk çağında yaşanan travmalar, cinsel istismar, otizm spektrum bozukluğu, anksiyete ve depresif bozukluk gibi etkenlerin kişiyi esas cinsiyeti konusunda karmaşaya sürüklediği ve cinsiyet disforisi (cinsiyet hoşnutsuzluğu) oluşumuna zemin hazırladığı bilinmektedir. Bu sürece, ergenlik döneminde ortaya çıkan kimlik bunalımları ve LGBT ideolojisinin aşıladığı “yanlış bedende doğma” anlatısı eklendiğinde gençler zihinlerde, cinsiyet değiştirerek sorunların çözülebileceğine dair yanlış bir algı oluşabilmektedir. 

Cinsiyet değiştirme
Çocukluk çağı travmaları, cinsel istismar, otizm spektrum bozukluğu, anksiyete ve depresif bozukluk gibi etkenler cinsiyet değiştirme arzusunun gelişmesine neden olabilir.

Cinsiyet değiştirme ameliyatı nedir? 

Özellikle Amerika ve Avrupa ülkelerinde cinsiyetleri konusunda karmaşa yaşayan çocuklar, altta yatan esas nedene bakılmaksızın kısa bir psikiyatri seansının ardından cinsiyet disforisi teşhisi almaktadır. Yanlış cinsiyette doğduklarına kesin olarak inandırılan gençler, LGBT ideolojisine bağlı kuruluşların desteğiyle cinsiyet değiştirme sürecine yönlendirilmektedir. Bu süreçte ilk aşama olarak gençlere ergenlik engelleyici ilaç kullanımı başlatılarak vücut gelişimleri durdurulmakta ve karşı cins hormon tedavisi uygulanmaktadır. Cinsiyet değiştiren erkekler östrojen hormonu alırken, cinsiyet değiştiren kızlara da testosteron hormonu verilmektedir. LGBT ideolojisine bağlı bulunan kuruluşların sağlık açısından risk taşımadığı ve etkilerinin geri döndürülebilir olduğu yönünde açıklamalarda bulunduğu bu ilaçlar, bir dizi araştırmaya konu olmuş ve yapılan araştırmalar neticesinde ergenlik engelleyicilerin ve hormon ilaçlarının uzun süreli kullanımın kemik mineral yoğunluğu ve bilişsel performans üzerinde olumsuz etkilere neden olduğu tespit edilmiştir. Araştırmacılar, cinsiyet değiştirip pişman olanlar için sonradan esas cinsiyete uyumlu yeni bir hormon tedavisi uygulanmasının bile bu olumsuz etkileri sınırlı bir düzeyde ortadan kaldırabileceğini ifade etmiştir. Cinsiyet değişim sürecinin son basamağı olan ameliyat kısmında ise genç ve sağlıklı bedenlerdeki üreme organları alınarak kişi kısırlaştırılmaktadır. Operasyonların ardından translar, vücutlarında üretilmeye devam eden esas cinsiyet hormonlarını baskılamak amacıyla karşı cinsiyet hormon ilaçlarını kullanmaya devam etmektedir. Bu durumun transları ömür boyu ilaç kullanımına mahkum etmesinin yanı sıra ilaçların uzun süreli kullanımda sağlık açısından telafi edilemez zararlara neden olacağı da bilinmektedir. Bu alanda çalışma yapan uzmanlar, çocuk ve gençlere uygulanan cinsiyet değiştirme ameliyatlarındaki risklerin yeterince araştırılmadığını, kullanılan yöntemlerin çocukları kısırlaştırabileceğini ve uzun vadeli sağlık risklerine yol açabileceğini açıkça vurgulamaktadır. 

Cinsiyet değiştirme
Cinsiyet değiştirme süreci ergenlik engelleyici ilaçlar, karşı cinsiyet hormonları ve transseksüel ameliyatlarını içermektedir.

Cinsiyet değiştirip pişman olanları nasıl bir süreç bekliyor?

Cinsiyet değiştirme süreci, transları hayat boyu sürecek bir dizi yeni sağlık sorunuyla karşı karşıya bırakmaktadır. Aradıkları huzuru bulamayan ve hem fiziksel hem ruhsal olarak zarara uğrayan translar aldıkları karardan pişmanlık duyarak cinsiyet değiştirme sürecini tersine çevirmeye çalışmaktadır. Cinsiyet değiştirip pişman olan ve esas cinsiyete geri dönen translara “detrans” adı verilmektedir.

Detranslar, LGBT ideolojisi tarafından görmezden gelinen ve genellikle sansüre uğrayarak sesleri kısılmaya çalışılan ancak sayıları gittikçe artan bir topluluktur. Dünya genelinde en çok cinsiyet değiştiren ülkeler arasında yer alan Amerika, Kanada ve Avrupa ülkelerine bakıldığında buralarda detrans oranının da gittikçe arttığı gözlemlenmektedir. Bu durumun temel sebebi, cinsiyetle ilgili en ufak bir karmaşa yaşayan çocukların “trans çocuk” ilan edilmesi, sağlıklı ve mutlu yaşayabilmeleri için en uygun çözüm yolunun ise cinsiyet değişimi olarak gösterilmesidir. Ancak cinsiyet değiştirme süreci çocuk ve ergenlerde görülen ruhsal bunalımı azaltmadığı gibi var olan huzursuzluğu daha da artırmaktadır. Transseksüel ve heteroseksüel gençlerle yürütülen çalışmalar, trans gençlerin trans olmayanlara kıyasla daha yüksek intihar oranına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Cinsiyet disforisi teşhisi alan detranslarla yapılan yakın zamanlı bir çalışmada ise, katılımcıların çoğunluğunun (%60) esas cinsiyete daha fazla uyum sağladıklarını fark etmeleri sonucu transseksüel olmaktan vazgeçtikleri ortaya çıkmıştır. Elde edilen sonuçlar gençlerde görülen cinsiyet disforisinin geçici bir durum olduğunu açıkça göstermektedir. Aynı çalışmada dikkat çeken bir diğer nokta, detransların %55’inin cinsiyet değişimine başlamadan önce bir doktor veya ruh sağlığı uzmanı tarafından yeterli bir değerlendirmeye tabi tutulmadığını ifade etmeleridir.Katılımcıların yarıdan fazlasının etkin bir değerlendirme sürecinden geçirilmemiş olması ciddi bir ihmalin varlığına işaret etmektedir.

Bugün gelinen noktada, detransların yaşadığı olumsuz tecrübeler görmezden gelinmekte ve cinsiyet değiştirme sürecinden kaynaklanan zararları gidermek adına detranslara yönelik etkin bir tedavi ve rehabilitasyon hizmeti sunulmamaktadır. Seslerini duyurmaya çalışan detranslar ise sıklıkla transfobi suçlamalarına maruz kalmaktadır. Yanlış bedende doğma iddiasıyla kitleleri cinsiyet değişimine yönlendiren LGBT ideolojisi, süreçten zarar gören insanların varlığını ve yaşanılan sıkıntıları kabul etmemektedir. LGBT ideolojisinin uyguladığı çifte standart, meselenin insanların sağlığı, mutluluğu ve genel faydasından ziyade tamamen ideolojik çıkar olduğunu göstermektedir.