Sanal dünya ve pornografinin gençlerin ruh sağlığı ve cinsiyet algısına etkisi

Araştırmalar, sosyal medya kullanımı ve çervrim içi pornografi tüketiminin gençlerde benlik algısı bozukluğu ve cinsiyet disforisine katkıda bulunduğunu gösteriyor.
Sanal dünya ve pornografinin gençlerin ruh sağlığı ve cinsiyet algısına etkisi


Kaynak: nationalreview.com
Erişim tarihi: 09.05.2024

Bir zamanlar trans olan ancak pişmanlık duyarak esas cinsiyetlerine geri dönen detranslardan öğrendiğimiz üzere, internet mutsuz ve yalnız çocuklar için pek çok tehlike arz ediyor. Bu tema, İngiltere Ulusal Sağlık Servisi (NHS) tarafından çocuklara hizmet veren cinsiyet kliniklerinde neyin yanlış gittiğini araştırmak üzere hazırlanan son bağımsız inceleme olan Cass raporunda birçok kez karşımıza çıkıyor.

Raporu yazmakla görevlendirilen kıdemli çocuk doktoru Hilary Cass, sosyal medya kullanımının gençlerde ruh sağlığı sorunlarına katkıda bulunduğunu gösteren önemli kanıtlar olduğunu ortaya koydu. Cass ayrıca kızların sosyal medyada erkeklerden daha fazla zaman geçirdiğini de ortaya koydu. Ve çevrim içi pornografi tüketimi ve cinsiyet disforisi (cinsiyet hoşnutsuzluğu) konusunda daha fazla araştırma yapılması gerektiğinin altını çizdi.

Cass'in endişelerinin çoğu Jonathan Haidt'in ufuk açıcı çalışması The Anxious Generation (Endişeli Nesil) isimli kitabında ifade edilenlerle örtüşüyor. Haidt, cinsiyet disforisinden (cinsiyet hoşnutsuzluğu) kısaca bahsetse de yine de sıkıntı içindeki bir neslin resmini çiziyor. Bu, bugün bu kadar çok gencin neden kendi bedenlerine karşı isyan ettiğini anlamak için kritik bir bağlam.

Haidt'in argümanı, Amerikalı gençlerin sosyal yaşamlarının sosyal medyaya, çevrim içi video oyunlarına ve diğer internet tabanlı etkinliklere sürekli erişim sağlayan akıllı telefonlara aktarılmasının 2010'ların başında başlayan ergen ruh sağlığındaki gelgit dalgasının en büyük nedeni olduğu yönünde şekilleniyor.

Haidt, kendi deyimiyle "çocukluğun yeniden kablolanmasının" kötü etkilerinin, gerçek dünyada aşırı koruma ve sanal dünyada yetersiz koruma sergileyen bir ebeveynlik kültürü tarafından daha da kötü bir hale getirildiğini söylüyor. Sonuç olarak çocuklar düzenli olarak pornografi, siber zorbalık, yeni ve agresif sosyal baskı ve akran baskısı biçimleri ve hatta yetişkin yabancılarla çevrim içi iletişimle karşılaşıyor.

Haidt "gerçek dünya” derken “bedenlenmiş ve eşzamanlı olan, bire bir veya bire birkaç iletişimi içeren ve giriş-çıkış çıtası yüksek” topluluklarda meydana gelen deneyimleri kastediyor. Yazar, "sanal dünya" ifadesiyle de “bedensiz ve eşzamanlı olmayan, bire birden çok iletişim içeren ve giriş-çıkış için düşük bir çıtanın" olduğu yerlerde gerçekleşen deneyimlere atıfta bulunuyor. Bunların her biri transseksüellik olgusuna uygulandığında incelenmeye değerdir.

"Bedensiz" cinsel başlangıç deneyimlerini bir düşünün: Birine çıkma teklifi etmek (veya teklif almak) veya el ele tutuşmak gibi yaşa uygun davranışlar yerine pornografi.

Cinsiyet disforisi
Araştırmalar, sosyal medya kullanımı ve çervrim içi pornografi tüketiminin gençlerde benlik algısı bozukluğu ve cinsiyet disforisine katkıda bulunduğunu gösteriyor.

Daily Signal gazetesi muhabiri Mary Margaret Olohan'ın "toplumsal cinsiyet ideolojisi kültünden kaçışın gerçek hikayelerini" belgeleyen yeni kitabı Detrans'ın teması da bu. Olohan kitabında şöyle yazıyor: "Konuştuğum hemen hemen her detrans çok erken yaşlarda pornografiye maruz kalmış."

Detranslardan Helena, Olohan'a pornografi tüketimiyle birlikte “kadın” olma fikrinin itici hale geldiğini söylüyor. Helena sözlerine şöyle devam ediyor: "İdeal olan şey, bir kız çocuğunun, cinsel fikirleri güvenli bir şekilde ve kendi seçebilecek yaşa geldiğinde, yaşına uygun şekillerde ve kişilerle keşfedebilmesidir. Bugün bu gelişim yolu gasp edilmiş durumda."

Dahası çocukların öncelikle "bedensiz" yollarla sosyalleştiriliyor olması, bazı gençlerin sözde cinsiyet değiştirme ilaçları ve geri dönüşü olmayan ameliyatların getirdiği bedensel değişikliklerden nasıl zarar göreceklerini neden düşünmediklerini açıklamaya da yardımcı oluyor. Sonuçta sanal dünyaya daldığınızda gerçek dünyadaki sonuçlar daha az ürkütücü görünebilir. Dolayısıyla cinsel ilişki fikri şiddet içeren, aşağılayıcı pornografi ile şekillenmiş bir genç için cinsel işlev kaybı ne anlama gelir?

İletişimin büyük bir kısmının metin tabanlı gönderi ve yorumlara dayanması ve eşzamanlı olmaması da (eşzamanlı olan görüntülü aramalar hariç) anonimliğe, aşırı düşünmeye ve sürekli bir endişe ve dikkat dağınıklığı durumuna neden oluyor. Gerçek dünyada, birçok genç canlı bir sohbette iken sosyal ipuçlarını yakalamak yerine sürekli olarak ne söylendiğini kontrol etme ihtiyacı hissediyor ve nasıl cevap vereceklerini düşünüyor. Tüm bunlar yine yalnızlık hissine katkıda bulunuyor.

Eşzamanlı olmayan deneyimler, aynı zamanda kişinin benlik algısını da bozuyor çünkü kişi, birinin paylaşımını beğenmesinin verdiği dopamin etkisine bağlanmaya başlıyor. Ve bir "beğeni" olmadığında ya da daha kötüsü olumsuz bir yanıt aldığında kendini tamamen ezilmiş hissediyor. Trans olduğunu söyleyen birçok genç de, trans olarak "açıldıklarında", tüm dünyanın bu yeni kararı benimsediği hissine kapıldıkları coşkulu bir duygudan bahsediyor. Ancak gerçek dünyada, cinsiyet hayatın değişmez (ve genellikle gözlemlenebilir) bir gerçeği olduğu için çoğu insan bu kararı benimsemiyor.

Bir de giriş-çıkış çıtası düşük topluluklar var. Cinsiyet değiştiren birçok kişinin zor yoldan öğrendiği gibi, koşulsuz sevgi ve kabul sunan trans aktivistler değil, genellikle ebeveynler ve ailelerdir. Bu döneme dönüp baktığımızda, birbiriyle örtüşen iki deney görüyoruz: birincisi, çocuklara sınırsız internet erişimi sağlamak; ikincisi, zihinsel olarak kırılgan ergenler için kalıcı bedensel zararlarla sonuçlanan ilaç kullanımı ve cinsiyet değiştirme ameliyatlarına izin vermek. Her ikisinin de korkunç ve sonu gelmeyen sonuçları var.