Oğullar Kız Olduğunda - İkinci Bölüm

Serinin ikinci bölümü, kız oldukları inancıyla cinsiyet değiştirmek isteyen erkek çocukları olan ebeveynlerin süreci nasıl yönettiklerini ve bu süreçte karşılaştıkları zorlukları ele alıyor.
Oğullar Kız Olduğunda - İkinci Bölüm


Kaynak: Quillette
Erişim Tarihi: 28.03.2023

Aşağıda okuyacağınız yazı, oğulları kız olmak istediğini açıkladığında ebeveynlerin nasıl tepki verdiğini araştıran ve bu anne babaların neden korku ve endişelerini kendi çocukları, terapistleri, doktorları, arkadaşları ve akrabaları ile tartışamayacaklarına inandıklarını açıklayan çok bölümlü bir seri olan Oğullar Kız Olduğunda'nın ikinci bölümüdür. Yazarın bilgileri nasıl topladığı ve raporladığı hakkında daha fazla bilgi edinmek için lütfen bu serinin giriş makalesine bakın.

-

Gafil Avlanma

Christine'in nasıl bir kadın olduğu hakkında fikir sahibi olmak için onunla uzun süre vakit geçirmenize gerek yok. İlk başta mütevazı hatta belki de çekingendi ve konuşmaya başladığımızda sözünü çok fazla kestiğimi fark ediyorum. Ama sonra anlamaya başlıyorsunuz: bu kadın ciddi bir başarı öyküsü. İşini seviyor ve oldukça da heyecan verici bir işi var. Açıkça bilgi vermiyor ama eminim istese kovabileceği birkaç kişi vardır. Yanılıyor olabilirim ama asla bilemeyeceğim, çünkü söylemeyecektir.

Christine kaplumbağaydı; kız kardeşleri ise tavşanlar. En azından onlarla kıyaslandığında yavaş başlamıştı; onlar flört dünyasına atılırken, Christine geride kalıyordu ve bunu "yavaş işlemeye" bağlıyordu. Özellikle ilişkiler söz konusu olduğunda, harekete geçmesi her zaman biraz daha uzun sürdü. Yine de şu anda kardeşlerinin hepsinden daha başarılı. Oğlu Max'in kız olduğunu iddia etmesinin onu nasıl etkilediğini sorduğumda verdiği yanıt beni şaşırtıyor. "Hayatımı tamamen mahvetti," diyor açıkça. "Gerçek hayatın olduğunu sandığımdan farklı olduğunu anlamama neden oldu." Kendimi, meslektaşlarının böyle bir açıklamaya nasıl tepki vereceklerini merak ederken buluyorum.

Max, annesi gibi yavaş işliyor. Christine'in oğlunun yeni "trans" kimliğinin temelinde yattığına inandığı bu faktör, ilk kez Max sekiz yaşındayken bir terapist tarafından tespit edilmiş. Terapist "işlemleme bozukluğu" ifadesini kullanmış ki ben bunu muğlak bir terim olarak görüyorum; bu yüzden Christine açıklıyor: Max'in öğretmenleri ona sınıfta bir ödev verdiğinde, Max oturup ödeve bakıyordu, ödevi anlamadığı için değil, en iyi yaklaşımı bulmak istediği için. Bu sadece annesine olan bir benzerlik değil: Max'in babasının teyzesi de alışılmadık derecede zeki ama sosyal açıdan beceriksiz; her iki taraftaki diğer aile üyeleri de bazen Allen Ginsberg'in deyimiyle "zekalarının uzun kılıçlarına takılıp düşmüşlerdir". Yani karşınızda inek bir çocuk var ama bu sizi yanıltmasın. Uzun boylu, atletik ve erkeksi Max sadece zeki değil, aynı zamanda sportifti de; ailesiyle birlikte yürüyüş yapıyor ve lise takımında futbol oynuyordu. Ve 13 yaşına kadar her şey planlandığı gibi gidiyordu.

Ama sonra, 14 yaşına geldi ve takımdan çıkarıldı; ve bu noktada, kendi içine döndü. Christine aniden oğlunun kendini evin üst katındaki küçük odasına kapattığını fark etti. Oğlu asık suratlı ve anne babasına karşı saygısız biri haline geldi ve kış geldiğinde, Christine oğlunun arkadaşlığından zevk almanın gittikçe zorlaştığını fark etti. Max önce gizlice, sonra daha belirgin bir şekilde beslenmesindeki eti azaltmaya başladı ve bu süreçte birkaç kilo verdi. Tüm futbol arkadaşları başka bir yerde otururken, onun öğle yemeğinde tek başına oturduğunu ve yıllar öncesinden tanıdığı bir arkadaşına mesaj attığını keşfetti. Sefil bir hale gelmişti.

Bunların hiçbiri olağandışı değil. Ebeveynler genellikle bu tür bir değişime hazırdır ve bazen çocuklar sadece evrelerden geçerler. Max'in de öyle olduğu kesin: küçük bir çocukken trenlere takıntılıydı; sonra arabalara. Anne, Max'in son takıntısını ergenliğe ve futbol takımındaki yerini kaybetmesine bağlıyordu; ayrıca Max'in bu olayları sindirmesi için yaşıtlarının çoğundan daha fazla zamana ihtiyacı olduğu için yavaş işlemenin de olan biteni etkilediğini düşünüyordu.

Bu yüzden Max ona trans olduğunu söylediğinde, ilk içgüdüsü "hayır, değilsin" demek oldu. Daha önce transseksüellerle birlikte çalışmış ve onları, deneyimleri ve kendilerini dünyada nasıl gördükleri hakkında sorgulayacak kadar iyi tanımıştı.

Max'inki, internette kendi kendine koyduğu bir teşhisti ve Christine'i her şeyden çok sinirlendiren de buydu. Onunla her şeyi konuşabileceğini biliyordu. Cinsellik hakkında zaten konuşmuşlardı. Eğer gerçekten cinsiyet disforik (cinsiyetinden hoşnutsuz) duygulara sahip olsaydı, bunlar Christine'in fark edebileceği bir şekilde ortaya çıkardı; ancak Max'in translığı hazır bir paket olarak sunuldu. O "transtı"; karşı cinsiyet hormonu istiyordu; cinsiyet değiştirme ameliyatı olmak istiyordu. Bunu istişare etmek bile istemedi.

Christine sadece bu duyurudan değil, aynı zamanda haftada 70 saat çalışmaktan da bitkin düşmüştü. İhtiyacı olan son şey, değerli ev zamanını sosyal medyadan kusulan hazır cümleleri dinleyerek geçirmekti. "Düşündüm ki, bu işin önünü kesmeliyim" diye anlattı. Böylece Max pediatri uzmanına gitti. Christine'i çok rahatlatan çocuk doktoru, ergenlik engelleyicilerin Max için, hatta herhangi biri için kesinlikle doğru olmadığı konusunda onunla hemfikirdi. Ama aynı zamanda Max'in anlattıklarının Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve birkaç yıl önce tanımlanan işlem bozukluğu ile ilgili olabileceği fikrine de sempati duyuyor gibiydi; böylece aile daha sonra bir DEHB uzmanına yönlendirildi.

Bu uzman Max'in gerçekten de DEHB olduğunu doğruladı, ancak bu kez bir nöropsikoloğa sevk edilmesini önerdi. Christine, Kaliforniyalı nöropsikologlarla birlikte gelen fiyat etiketine itiraz edince, farklı bir öneri ortaya çıktı: Max'in, uzmanlığı sadece DEHB'ye değil aynı zamanda cinsiyete de uzanan farklı bir uzman tarafından görülmesi. Bu yönlendirmeler, sağlık çalışanlarının cinsiyet konularını cinsiyet uzmanlarına bırakmaya istekli olduğunun işaretidir. Farklı bir yorum ise pek çok insanın transseksüellikle ilgili her şeyden elini eteğini çekmek istediğini iddia edebilir. Her iki görüş de doğru olabilir.

Cinsiyet değişimi
Cinsiyet disforisi yaşayan gençler, altta yatan psikolojik sorunları araştırılmadan doğrudan cinsiyet değişimine yönlendiriliyor.

Sonunda Max cinsiyet uzmanına göründü. Christine gidemedi: yoğun haftalarından birinin ortasındaydı, bu yüzden Max'i onun yerine kocası götürdü. Klinikten döndüğünde kocasının ona söyledikleri karşısında şoke oldu. Görünüşe göre Max, yeni keşfettiği inancının bir sonucu olarak aniden çok yüksek bir intihar riski altına girmişti. Bu inancın kökeni, gerçekliği, niyeti vb. konularda hiçbir sorgulama söz konusu bile değildi. Uzman, Max'in hızla artan ölüm riskinin tartışmaya değer tek konu olduğu konusunda oldukça ısrarcıydı. Christine, programı elverir elvermez ailenin üç üyesi için birlikte bir toplantı ayarladı. Nitelikli bir psikiyatrist olan uzman, DEHB'ye hiç ilgi göstermiyor gibi görünüyordu. Artık her şey translık ile ilgiliydi. Trans çocukların yüzde 44'ünün cinsiyet değiştirmezlerse kendilerini öldüreceklerini (ortaya çıkan gerçeklere göre doğru değil): Max’in fikrini asla değiştirmeyeceği (yine doğru değil) ve ona yardım etmenin tek yolunun cinsiyet değiştirmesini desteklemek olduğu söylendi. "Belki de ona 'kız' ve 'kızım' demeye alışmalısınız", demişti uzman. Tüm bu açıklamalar Max'in önünde yapılmış ve bu erkeksi genç adamın kadınlık iddiasına bilim renginde bir cila sürülmüştü.

Christine bu noktada "koptuğunu" söylüyor. Onun için Ebeveynliğe Giriş dersinin ilk öğretisi şuydu: Kontrolü asla çocuğa vermeyeceksin. Ebeveynlerin tüm gücü buharlaşırsa, geriye kendi ailesinden sorumlu bir çocuk kalır. Bu uzman kesinlikle kendi gençliğine sahip değildi, ancak Amerikan akademisinin 30 yaşındaki taze yüzlü bir ürününün özgüvenine sahipti. Christine öfkeliydi ama medeni kalmayı başardı: uzmanın katkısına artık ihtiyaç yoktu. Psikiyatrist ise şaşkındı. Metodolojisinin hatalı olduğu fikri aklına bile gelmemişti. Bununla birlikte, herkes kibar kalmayı başardı.

Christine oğlunu böyle bir depresyon durumunda bırakamazdı. Bu yüzden, aynı gün, yeni inancın ötesini ve ardındaki komorbiditeleri görebileceği umuduyla, Max olmadan başka bir cinsiyet uzmanına gitti.

İki numaralı cinsiyet uzmanı, kızı trans erkek olan bir kadın çıktı. Burada da her şey "kabul ve teşvik" üzerineydi. Bu kadın Christine'e ve oğluna yardım etmeye hazır görünse de, Max'in fikrini asla değiştirmeyeceğinden emin olduğunu ifade etti.

Christine gafil avlandığını hissetti. Akşam olduğunda kanepeye uzanmış ağlıyordu ve sonunda onu teselli etmeye çalışan oğlu oldu. Christine oğluna "Neden trans olduğunu düşünüyorsun?" diye sordu. Oğlunun yanıtı, uzmanlara söylediği her şeyden daha açıktı: "çünkü lezbiyen pornosunu ve romantik komedileri seviyorum".

Bu noktada Christine başa döndü ve Max'in sekiz yaşındayken gittiği terapistle temasa geçti. Bu terapist en azından daha geniş bir bakışı olan ve geçmişte olumlu katkıları olan biriydi. Bu terapistin eşi de bir terapistti ve ikisi aynı binada bir muayenehaneyi paylaşıyorlardı; böylece kocası Max ile konuşurken, eşi de Christine ile konuşuyordu. Sonunda, Christine aklı başında bazı nadir sesler bulduğunu düşündü. Ancak daha sonra, terapistin Max’e ailesinin bir gün "kızlarını" kabul etmek zorunda kalacağını söylediğini duydu; bu nedenle Christine oğlunu alarak muayenehaneden uzaklaştı. 

Bu hikaye, konuştuğum birçok ebeveyn için tanıdık. Bu olguyu "kurumsal kuşatma" olarak adlandırıyorlar: sağlık çalışanları ya cinsiyet hakkında birkaç yıl öncesine kadar radikal olarak görülebilecek mutlakiyetçi inançlarla aşılanıyor ya da kabul ve teşvik dogmalarıyla ters düşmekten o kadar korkuyorlar ki hastaları başka birine yönlendiriyorlar. Sonuç olarak, Christine'in tıp mesleğine olan güveni çökmüş durumda. "Kaliforniya'da hiçbir dayanağınız yok" dedi bana.

Ancak öğrendiğime göre bu durum sadece Kaliforniya'da geçerli değil. İngilizce konuşulan her yerde, ebeveynlerin rehberlik için başvurdukları profesyonellerin çoğu, tedavi ettikleri çocukların refahından farklı öncelikleri benimsemiş görünüyor. Rasyonel analiz gitmiş; yerine toplumsal cinsiyet ideolojisi gelmiş.

Christine, profesyonellerin hepsinin aynı bakış açısına dahil edilmiş gibi görünmesine verdiği tepkiyi tanımlamak için "gafil avlanma" kelimesini kullanıyor. Cinsiyetle ilgili her şeyin aşırı göreceli bir şekilde yorumlanması artık kliniklerde ve terapötik uygulamalarda her yerde karşımıza çıkıyor. Ve buna katılmayan çok sayıda terapist ve doktor olsa da, çok azı açıkça konuşma cesaretine sahip.

Max'in hikayesi artık eskisi kadar kasvetli değil. Hâlâ cinsiyet değiştirme ve benzeri konulardan bahsediyor, tabii ki okulu tarafından hevesle teşvik ediliyor. Ama artık daha mutlu. Örneğin saçıyla ilgili disforik duygu iddiaları azaldı. Kendi bedeninde ve evinde daha rahat görünüyor. Anti-depresan dozajı da azaltıldı. Christine'in uyguladığı sert sınırlar (oğluna kızım dememesi, ona kız ismiyle seslenmemesi, hormonlara izin vermemesi) işe yaramış gibi görünüyor. Oğluna birkaç aydır olmadığı kadar yakın hissediyor; kocasına da öyle. Konuştuğumuzda Max, Christine'in onu biraz daha eleştirel düşünmeye itebileceğini umduğu Hayvan Çiftliği'ni okuyordu. Çok uluslu holdinglerin elindeki çocuk sömürüsü konusunda endişelendiğini söylüyor. Christine, kaç gencin cinsiyet değiştirme ameliyatı nedeniyle ömür boyu sürecek tıbbi faturaların altına imza attığını söylemeyecek; bu sorunun kendiliğinden çözülmesini bekliyor.

Ama bazı açılardan asla eskisi gibi biri olamayacak. Christine artık torun istemediğini söylüyor: bu savaşı yeniden verme fikrine katlanamıyor. Ve dünyada oyun oynayan güçler konusunda bıkkın olduğu kadar, aileleri henüz bu durumla karşılaşmamış olanların ilgisizliği (ya da cehaleti) karşısında da hayal kırıklığına uğramış durumda. "Bir çocuğu sevmenin onun iyiliği için yeterli olacağını düşünürdüm" diyor. "Bu doğru değilmiş."

Cinsiyet değiştirme
Cinsiyet değiştirmek istediğini söyleyen gençlerin ebeveynleri, toplumsal cinsiyet ideolojisine boyun eğmemiş profesyoneller bulmakta güçlük çekiyor.

Uyumsuz Oyuncaklar Adası

Diane benimle yerel bir mağazanın otoparkından konuşuyor. Mağazanın WiFi sinyalinin güçlü olduğunu ve evindeki internet bağlantısının sık sık koptuğunu belirtiyor. Ancak bu düzenlemenin özgürce konuşmasına olanak sağladığını da söylüyor. Konuştukça, Diane'in bunu yapmak için giderek daha az şansı olduğunu hissettiğini anlıyorum. 

En küçük çocuğu Michael için "yaşlı bir anne" sayılıyor, ondan on yaş büyük olan diğer iki çocuğu için bu doğru değil. Onlar klasik Amerikan ailesi: tutkulu liberal çocuklar, muhafazakâr ebeveynler ve kimsenin sözlü bir tartışma yaşanmadan trans kelimesini kullanamadığı bir aile. Ancak Michael için kuşak farkı diğerlerine göre daha bariz.

Asperger sendromlu bir çocuk olarak Michael'ın yetişkinlerle iletişim becerileri ürkütücü derecede erken gelişmişti. Altıncı doğum gününde annesine "Bugün yaptığın her şey için gerçekten minnettarım," demişti; diğer çocuklar olsa sadece "teşekkürler anne!" diye cıvıldardı. Ancak Michael kavga çıkmadan yaşıtlarıyla zar zor iletişim kurabiliyordu. Kavgayı başlatan o değildi, ama etrafındakiler onun algıladığı sınırı aştığında onlara tepki veremiyordu. Eğer bir masa oyununu kaybederse, bu onu hiç şaşırtmıyordu; yarı yolda kuralları değiştirirseniz, savaş çıkıyordu. Öğretmenler Diane'i birden fazla kez okula çağırdılar; ancak Michael'ın sosyal aksaklıklarının akademik olarak başarılı olmasını engellemeyeceğini anlayacak kadar ilericiydiler, özellikle de ne kadar zeki olduğu göz önüne alındığında. Diane, yaşamı boyunca eğitim sisteminde meydana gelen değişikliklerin gerçekten olumlu olduğunu düşündüğü için affedilebilirdi.

Ancak yıllar geçtikçe Diane, Michael'ın matematik dersinde matematik öğrenmediğini, bunun yerine diğer çocuklara özel ders verdiğini fark etti. Diane onu başka bir okula gönderdi; ama o hala mutsuzdu. Diğer çocukların doğum günlerine hiç davet edilmiyordu ya da davet edildiyse de bu Diane kırılmasın diye yapılıyordu. Daha büyük çocuklarında bu sorunu hiç yaşamamıştı ve 11 yaşındaki çocuğunun öğretmenleriyle özellikle de erkek öğretmenleriyle sohbet ettiğini gördüğünde nasıl tepki vereceğini bilemiyordu. Ne hakkında konuşuyorlardı? İpotekler mi?

Michael'ın okul dansına götürdüğü bir kızla kısa bir ilişkisi olmuştu. Diane için Michael'ın bu genç bayandan istediği şeyin arkadaşlık olduğu açıktı; ama yeni kız arkadaşı için iyi görünmek istemesinde, ona vermek için mükemmel gülü seçmesinde tatlı bir şeyler vardı. Bu platonik bir aşka dönüştü, hem de karşılıksız bir aşka. Kız ondan ayrıldı ve Michael'ın kendini okul danışmanına atmasına ve hıçkıra hıçkıra ağlamasına neden oldu. Sekiz ay sonra Michael cinsiyetsiz olduğunu, birkaç hafta sonra ise aslında bir kız olduğunu söyledi.

Bu, Diane'in beynini yaktı. İlk olarak, onun ne cinsiyetsiz ne de kız olduğu, gençlik aşkına biraz fazla kapılmış yalnız bir çocuktan başka bir şey olmadığı açıktı. Hiçbir zaman kadınsı olmamıştı, bu kesindi. Hatta Diane ona bir aile partisinde giymesi için açık pembe bir polo tişört almıştı ve sadece kızlar pembe giyer kuralının bu şekilde çiğnenmesi onu o kadar rahatsız etmişti ki Diane tişörtü iade etmek zorunda kalmıştı. Ablasının oyuncaklarıyla hiç oynamamıştı; bir keresinde sınıfında güzel olduğuna karar verdiği tüm kızları listelemişti. Her şey birdenbire ortaya çıkmış gibiydi. Ancak ilan tuhaf görünse de, Diane bunun siyah-beyaz bir düşünce şekli olduğunu anladı. Michael aşırıya kaçmıştı. Diane, "'Eğer bilmem neyimi kesebilseydim, keserdim' dedi," diyor ama bunu kastettiğinden ya da kendini yerleştirdiği kategorinin gerektirdiği için söylediğinden hala emin değil. Biseksüel olduğunu söylemişti ama Diane onun her iki cinsiyetten biriyle cinsel ya da romantik bir ilişki yaşadığını sanmıyor. Oğluyla cinsel aktivite konusunu gündeme getirme çabaları da çabucak boşa çıkıyor.

Michael'ın o sıralarda üniversiteyi çoktan bitirmiş olan ağabeyinin bir teorisi vardı: erkekler hıyar olabilirdi ve Michael onun gerçek bir "erkek" olmadığına dair yöneltilen eleştirileri zalim sporcular ve aptallar tipolojisinin bir parçası olmaktan ziyade gerçek bir inanç olarak almış olabilirdi. Michael'ın, kardeşinin kuşağından farklı seçenekleri vardı; gerçekten de babasına "kız olmanın bir seçenek olduğunu bilmediğini" söylemişti. Bunu keşfetmek istiyordu; bu yolu takip ederse işlerin daha iyi olabileceğine inanıyordu.

Birdenbire, bir "trans kız" olunca Michael'ın uyum sağlayamama durumuna gerekçe gösterebileceği bir nedeni oldu. Bu, Diane ve kocasının gizlice "Uyumsuz Oyuncaklar Adası" olarak adlandırdıkları, hepsi kız olan kullanıma hazır bir akran grubuyla birlikte geldi. İki kız biseksüeldi; ancak hepsi bir şekilde biraz farklıydı, bir anlamda da hepsi biraz aynıydı. Bir gün Michael dışarıda ev işleri yaparken annesine dönüp şöyle dedi: "Berbat bir çocukluk geçirdim, berbat bir gençlik geçirmeyeceğim." Uyumsuz Oyuncaklar Adası'nda Michael hâlâ astrofizik okumak için üniversiteye gidebiliyor. Ama kızları da elde ediyor. Bir yerlere davet ediliyor. Adadaki kızlardan birinin postayla gönderdiği Noel kartında Michael'ın yeni kadın ismi tuhaf bir şekilde büyük harflerle ön tarafa serpiştirmişti. Diane, bu hikayenin kötü adamının kendisi olduğunu hissetmeye başladı.

Okulda kıyafetler hızla bir sorun haline geldi. Erkekler için beklentiler katıydı: kot pantolon yok, gömlekler içe sokulacak. Kızlar ise, tabii ki "trans kızlar" da dahil olmak üzere, daha özgürdü ve onları kısıtlayan sadece göbek ve etek boylarıyla ilgili birkaç kural vardı. Bu durum birdenbire Michael'ın yeni kimliği için savaşması için bir gerekçe haline geldi ve Diane kocasıyla birlikte okul müdürü ve rehber öğretmenle görüşmeye gitti. Bunun bir istişareden ziyade bir müzakere olacağını hemen anladı. Michael'ın bir meylin kurbanı olduğuna inanmayı reddediyorlardı. Diane’nin okul müdürünün nicel kanıtlara açık olabileceğini umarak araştırdığı cinsiyet değiştiren çocuk sayısındaki artışa ilişkin istatistikleri de dinlemediler. Müdür küçümseyici bir tavırla, "Bu sadece daha fazla kabul görmelerinden kaynaklanıyor," dedi. 

Diğer ebeveynlerin "kabul ettiği" söylendi; çocuğun karakteri, durumu veya geçmişi ne olursa olsun kabul etmenin kolay ve muhtemelen daha iyi bir seçenek olduğu ima edildi. Bir uzlaşmaya varıldı: Michael çift cinsiyetli giyinecekti. Evde bu uzlaşmanın uzlaşmadan çok teslimiyet olduğu ortaya çıktı: üniseks ekose gömlekler parlak Hawaii çiçeklerine dönüştü; parlak Hawaii çiçekleri narin, pastel çiçeklere dönüştü. Michael evden kıyafet kaçırdı ve ev ile okul arasında yarı yolda üstünü değiştirmeye başladı.

Okulun politikaları Michael’a kız olarak hitap edilmesi yönündeydi. Diane, öğretmenlerin Michael'a "kız" olarak hitap etseler de, oğlundan aileye bahsederken "erkek" ifadelerini kullanmalarını söyledi. Ancak müdür bunun öğretmenlere haksızlık olacağını öne sürdü. Diane, eğitimdeki devrimin iddia edildiği kadar çocuk odaklı olmadığı sonucuna vardı: Çocuğun tutarlı bir aile ortamında yaşama hakkı, yerini öğretmenin tutarlı bir mesleki ortamda çalışma hakkına bırakmıştı. Ebeveynler, öğretmenleri zor durumda bırakmamak için kendileri orta yolu bulmak zorunda bırakılmıştı. "Müdür sanki bir şeyi kanıtlamaya çalışıyordu," diyor Diane. "Bizim 'kabul edici' olmadığımızı. Sanki bize orta parmağını gösteriyordu."

Diane'e oğlunun kız olarak yaşamaya karar vermesinin ruh sağlığını nasıl etkilediğini sorduğumda verdiği yanıt üzücü. Birden fazla kez intiharı ciddi ciddi düşünmüş. "Demek insan bu noktaya böyle geliyormuş," diye fark ettiğini hatırlıyor. Mesele sadece sahip olduğunu düşündüğü çocuğu kaybetmek değildi; duruma verdiği tamamen normal tepkiler nedeniyle başkaları tarafından aşağılanmıştı. Kocası evdeki durumdan onun kadar etkilenmediği için evliliği büyük bir stres altındaydı. Bir komşusu ona sadece "üstesinden gelmesini" önerdiğinde, Diane'in kibarlığı dayandı; ancak oğlunun geleceğiyle ilgili endişelerine verilen tepkiler, daha genel olarak insanlığa olmasa da, toplumuna olan inancını sarstı. Büyük duyurunun yapıldığı Sevgililer Gününü hep kötü hatırlayacaktı.

Bugün Michael hâla hormon almak ve ameliyat olmakta ısrarcı. Ancak üniversiteden sonraya kadar beklemesi gerektiği yönünde anlaşmışlar ve Diane'in bundan taviz verme niyeti yok, bunun ona "zaman kazandıracağını" umuyor. Vücudunu böylesine büyük ölçüde değiştirme arzusundan oğlunu vazgeçirecek bir şey arıyor. Bu arada, 15 yıllık oğlu için duyduğu kayıp duygusunun üstesinden gelmek de çok zor. Diane'e özellikle okul tarafından yapılan muamele, konuştuğum diğer tüm ebeveynlerden daha kötüydü. Sürekli kurban avında olan öğretmenler, Diane gibi kadınları mağdur ettiklerinin farkında değil gibi görünüyor, onların iyiliğini düşünmeden onları aşağılıyorlar.

Diane, oğluna, yeni kimlik inşa etme bataklığının derinliklerindeyken, "Kendi ruhuma sahip olma hakkım var," demişti. Ancak bu hakkın erozyona uğradığını hissediyor ve böyle hisseden tek kadın da kesinlikle o değil.

Üçüncü bölümü okumak için tıklayın.