Nöroçeşitlilik hareketinin trans hakları aktivizmi ile ilişkisi

Otizmli çocukları ve yetişkinleri destekleme ve eğitme konusunda uzman öğretmen, yirmi yıllık deneyimine dayanarak nöroçeşitlilik ve transseksüalizm arasındaki ilişkiyi kaleme aldı.
Nöroçeşitlilik hareketinin trans hakları aktivizmi ile ilişkisi

 

Yazar: Christian Wilton-King

Erişim Tarihi: 28.03.2023

Kaynak: transgendertrend.com 

 

Christian Wilton-King yaklaşık yirmi yıldır özel ihtiyaçlar alanında çalışmaktadır. Kendisi deneyimli bir eğitmen, otizm uzmanı öğretmen ve ileri düzey uygulayıcıdır. "Uyum sağlayamayan" çocukların ve gençlerin kendilerini transseksüel olarak görmeye teşvik edilmesinden endişe duymaya başlayan ve özel bir Facebook grubunda yorum yapan Christian, yorumlarının Eğitim İş Gücü Komitesine (EWC) bildirilmesinin ardından kendisini disiplin kurulunun karşısında buldu ve kınama cezası almıştır. Görüşleri nedeniyle rapor edilmekten veya işten atılmaktan korkarsa öğrencilerini koruyamayacağını düşünmüş ve bu şekilde öğretmenliğe devam edemeyeceğine karar vermiştir. Christian'a, otizm uzmanı bir öğretmen olarak uzun yıllara dayanan deneyimine dayanarak bu yazıyı kaleme aldığı için teşekkür ediyoruz.

-

"Otizm, bir kişinin diğer insanlarla nasıl iletişim kurduğunu ve onlarla nasıl ilişki kurduğunu ve etrafındaki dünyayı nasıl deneyimlediğini etkileyen, yaşam boyu süren gelişimsel bir engeldir." (Ulusal Otizm Derneği, Birleşik Krallık)

Nöroçeşitlilik hareketi, 1990’lı yılların sonlarında başlamıştır ve o günden beri istikrarlı bir şekilde büyümektedir. Amacı, otizme ilişkin kamuoyu algısını otizmin engelleyici bir durum olmasından (yukarıdaki Ulusal Otistik Derneği tanımına bakınız) nörolojik bir varyanta (çeşitlilik) olmaya; tedavi ve iyileştirme gerektirmekten toplumsal kabul ve uyum gerektiren farklı ama geçerli bir varoluş biçimine dönüştürmektir.  

Özel eğitim ihtiyacı olan çocukları ve yetişkinleri destekleme ve eğitme konusunda yaklaşık yirmi yıllık deneyime sahip otizm uzmanı bir öğretmenim; bu nedenle nöroçeşitlilik hareketini öğrendiğimde konu ilgimi çekti. Otizmli öğrencilerle ve otizmli arkadaşlarımla özellikle iyi anlaşıyorum çünkü muhtemelen onların atipik, kalıpların dışında düşünme biçimleri benim biraz atipik kişiliğimle örtüşüyor. Bu durum, otizmli insanların tanınması, anlaşılması ve kabul edilmesi için baskı yapan siyasi bir hareketi desteklememi kolaylaştırdı. Facebook'taki otizm destek ve eğitim gruplarına katıldım ve sonunda yönetici oldum.

Otizmli insanların, nörotipik insanların kişilikleri, öngörülemeyen tepkileri ve davranışlarından oluşan gerçek bir kakofoni (uyumsuz gürültü) ile karşı karşıya kaldıkları sosyal ortamlarda sıklıkla aşırı duyusal yüklenme (işitme, görme gibi duyusal algılarının çok fazla uyarıcıyla tetiklenmesi) yaşadıkları kanıtlanmıştır. Yazar Steve Silberman'ın 2015 yılında çok satan NeuroTribes kitabında belirttiği gibi: "Otizm standartlarına göre, ‘normal’ beynin dikkati kolayca dağılabilir, takıntılı bir şekilde sosyaldir ve detaylara ve rutine odaklanma güçlüğü çeker. Bu nedenle, otizm spektrumdaki insanlar nörotipik dünyayı acımasızca öngörülemez ve kaotik, sürekli olarak çok yüksek sesli ve kişisel alana çok az saygı duyan insanlarla dolu olarak deneyimliyorlar." Bu "yüksek ses" sosyal kaygıya neden olabilir ve otizmli kişilerin kamusal hayata katılımını zorlaştırabilir; ancak son yıllarda, sosyal medya teknolojisi yüz yüze sosyalleşmeyle ilgili zorlukların çoğunu atlattığı için çevrimiçi otizm toplulukların sayısında patlama yaşanmıştır. Bir bilgisayar veya telefon ekranının arkasında ses ve görüntü almayı engellemek çok kolayken, kaygıya neden olan her şeyden kaçınılabilir. Özel çevrimiçi alanlar, benzer düşünen diğer bireylerle sosyalleşmek ve politik olarak örgütlenmek isteyen otizmli insanlar için bir sığınak haline gelmiştir.

Otizm
Sosyal medya teknolojisi, otizmli bireylerin benzer düşünen diğer bireylerle sosyalleşmesini ve politik olarak örgütlenmesini sağlayan çevrimiçi toplulukların sayısında patlamaya neden olmuştur.

Nöroçeşitlilik hareketindeki aktivizm, "yaşanarak elde edilen deneyimin" ve kişinin "otantik benliği" olmasına izin verilmesinin önemini vurgulamaktadır. Bu ilkeler aynı zamanda, ideolojik inançları çevrimiçi otizm toplulukları tarafından tamamen ve sorgusuz sualsiz kabul edilen ve aynı dönemde hız kazanan trans hakları hareketi tarafından da temel alınmaktadır. Bunun nedeni kısmen, 2016 yılında yapılan bir araştırmaya göre otizmli kişilerin %15-35 arasında değişen oranlarda cinsiyetsiz, lezbiyen, gey ve biseksüel olduklarını söylemesi olabilir.[1]

Otizmli insanların dille zor bir ilişki kurabildikleri, metaforlar yerine kesin ve açıklayıcı ifadeleri tercih ettikleri ve bu durumun alışılmadık olduğunda kafa karıştırıcı olabileceği yaygın olarak bilinmektedir; ancak, sabit anlamlar bazı otizmli insanların dünya görüşünün merkezinde yer alsa da, nöroçeşitlilik aktivistleri için dille oynamak ve yeni kelimeler yaratmak, onları kasıtlı olarak yanlış anlayan ve köşeli mandallar (Square Pegs- akranlarının garip karşıladığı iki liselinin uyum sağlama çabasını anlatan bir Amerikan dizisi) gibi farklı oldukları dünyaya uydurmaya çalışan bir dünyada otizmli kimliklerini savunmak ve failliği geri almak için güçlü bir yol olabilir. Kimlik politikaları ve kendi kaderini tayin hakkına öncelik verilmesinin yanı sıra yeni terminoloji ve davranış kodlarının yaratılması nöroçeşitlilik aktivizmi gibi trans hakları aktivizminin de gündemini dayatmak için kullandığı taktiklerdir. Bu benzerlikler, her iki hareketin de "gerçek hayattan" ziyade sanal alanlarda tasarlanmış ve yayılmış olmasıyla ilgili olabilir.

1950'lerde gelişim psikoloğu Reuven Feuerstein, Down Sendromlu çocuklarla çalışıyordu. Onun yenilikçi bilişsel öğrenme teknikleri, Down'lu çocukların o dönemde insanların mümkün olduğuna inandıklarından daha fazla eğitimsel ilerleme kaydetmelerini sağladı. Bu eğitimsel kazanım, onların ana akım topluma daha iyi uyum sağlamalarına yardımcı oldu. Bununla birlikte, daha da ileri giderek, ailelerinin Down çocuklarına özgü yüz özelliklerini azaltacak estetik ameliyatları da düşünmeleri gerektiğine inanıyordu, böylece diğerlerinin "Down çocuklarının yeteneklerine ilişkin önyargılarını ve düşük beklentileri gidecekti". Feuerstein'ın "aktif modifikasyon yaklaşımı", ebeveynlerin çocuklarının genetik, fiziksel veya zihinsel engellerini "pasif bir şekilde kabul etmelerini" ve toplumun Downluların farklılıklarına uyum sağlaması gerektiğine inanmalarını eleştiriyordu.

Gelişim psikoloğu Reuven Feuerstein, Down Sendromlu çocuklara özgü yüz özelliklerini azaltacak estetik ameliyatların düşünülmesi gerektiğini savunmuştur.

Birleşik Krallık'ta - ve hatta ABD'de - Uygulamalı Davranış Analizi (ABA) otizmli öğrencilere eğitim vermek için kullanılan en popüler yöntemlerden biridir. Davranışçı ve Feuerstein'ın çağdaşı B.F. Skinner'ın ve diğerlerinin çalışmalarını temel alarak geliştirilen ABA’nın, doğal otizmli davranışları "normal" davranışlar lehine bastırma yöntemi, nöroçeşitlilik hareketinin kriptonitidir, yani otizm kabulünün antitezidir (Kriptonit, Süpermen hikayelerinde geçen, Süpermeni güçsüz bırakan bir elementtir). Son yıllarda ABA'yı daha az cezalandırıcı ve daha "kişi odaklı" hale getirme çabalarına rağmen (ilk teknikler fiziksel cezalandırmayı içeriyordu), ABA’da hangi davranışın "normal" olduğuna kimin karar vereceği ve yöntemin kime fayda sağlamak için tasarlandığı sorusu hâlâ geçerlidir. ABA'nın otizmli çocuklar için kullanılmasına karşı yoğun bir tepki vardır ve son zamanlarda, bir zamanlar kendilerine "yardım etmek" için tasarlandığı varsayılan ancak bunun yerine onları travmatize eden ABA programlarıyla işbirliği yapmak zorunda kalan otizmli yetişkinlerin hikayelerini toplamak için çaba sarf edilmiştir.[2][3]

Feuerstein'ın aktif-modifikasyon yaklaşımı şu anda çoğumuza ne kadar barbarca görünüyorsa, otizmli çocukların ana akım topluma uyum sağlayabilmeleri için “daha az otizmli olmaları” gerekliliği nöroçeşitlilik hareketine göre o kadar kabul edilmezdir. Bana göre bu, nöroçeşitlilik topluluğu içindeki tuhaf bir fikrî tutarsızlığı ortaya çıkarıyor. Örneğin, cinsiyet disforik çocuklar için "olumlayıcı bakımın" onları karşı cinsiyet hormonlarına, çift mastektomilere (memelerin alındığı transseksüel ameliyatı), genital ameliyatlara, histerektomilere (kısırlaştırma ameliyatı) ve uzun vadeli etkileri bilinmeyen endikasyon dışı ilaçların ciddi yan etkilerine giden tıbbi bir yola soktuğunu bilmelerine rağmen, "trans çocuklar oldukları gibi mükemmeldir" şeklinde tweet atan Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği gibi kuruluşlara nasıl destek verebiliyorlar?

Cinsiyet disforik (cinsiyetinden hoşnutsuz) çocuklarla çalışan çağdaş bir gelişim ve klinik psikoloğu Diane Ehrensaft, bu tutarsızlığı bizzat sergiler. Tüm davranışların bir tür "cinsiyetlendirilmiş iletişim" olduğunu iddia eder. Youtube'da yayınlanan "Bebeklerin Transseksüel Olduğu Nasıl Anlaşılır" başlıklı bir videoda, sözel iletişim öncesi bir kız çocuğunun aslında bir kız değil, bir erkek olduğunu "ilettiğine" dair işaretleri şöyle açıklar:

"Küçük bir çocukken saçındaki tokaları koparıp yere attığı ve hıçkıra hıçkıra ağladığı bir video var. Bu bir cinsiyet mesajıdır. Bu yüzden, çocuğun eteğini yırtması gibi eylemlere dikkat edin."

Otizmliler sıklıkla hiper-duyusal sorunlar yaşarlar, ayrıca sıklıkla içinde yaşadıkları toplumların cinsiyete dayalı beklentilerini gözden kaçırır ya da görmezden gelirler. Duyuları çok hassas olan bir çocuğun kafasındaki tokadan rahatsızlık duyup onu atması elbette hassasiyetle ilgilidir. Müziğin sesini kısmaktan farksız bir eylemle çocuklar manipüle edilmemelidir. Belirli dokuları hissetmekten yoğun bir şekilde hoşlanmayabilir veya "uygun" kabul edilip edilmediğine bakılmaksızın belirli giysiler için çok güçlü tercihlere sahip olabilirler. Ehrensaft'ın dünyasında, otizm teşhisi konmuş ya da otizm özellikleri gösteren çocukların, İngiltere'nin en büyük Cinsiyet Kliniği olan Tavistock'a[4] yapılan başvuruların neredeyse yarısını ve diğerlerinde daha da yüksek oranları oluşturması şaşırtıcı mıdır?

Otizm teşhisi konmuş ya da otizm özellikleri gösteren çocuklar, cinsiyet kliniklerine yapılan başvuruların en az yarısını oluşturmaktadır. 

Son dört ya da beş yıldır Trans Hakları ve Nöroçeşitlilik hareketlerinin giderek daha fazla iç içe geçtiğini, taleplerinin çok karıştığını gözlemledim, öyle ki bazı otizmli aktivistler kendilerini "otigender" olarak bile adlandırıyor. Otizm topluluğun katı cinsiyet kalıplarına uymayan kişilere yönelik belirgin sempatisi anlaşılabilir olsa da, her yerde karşımıza çıkan "trans kadınlar kadındır" gibi mantraları tam olarak kabul etmekten çekinen ya da bunu ortak bir dava olarak görmeyenleri toplum dışına itme yönünde giderek artan bağnaz bir eğilim var. Zamirlerin ve neo zamirlerin önemini sorgulamak gibi trans deneyimini merkeze almayanların otizm destek gruplarından kaba bir şekilde çıkarıldığını gördüm. Yeni görgü kurallarını ihlal edenlere karşı bu "sıfır tolerans" yaklaşımını benimseyen birçok otizm grubu, otizmin kendisinden ziyade “cinsiyet kimliğine” öncelik veriyor gibi görünmektedir. 

Yeni politize olmuş otizm toplulukları hâlâ kabul ve eşitlik önünde pek çok engelle karşı karşıyadır. Ne gariptir ki, bu engellerden bazıları, literatüründe "cinsiyet değiştirmenin” otizm için bir "tedavi" işlevi görebileceğini güçlü bir şekilde ima eden Cinsiyet Araştırma ve Eğitim Derneği (GIRES) gibi iyi finanse edilen trans hakları lobi gruplarından bile kaynaklanmaktadır.

İşte nöroçeşitlilik hareketinin kalbini kemiren ciddi ve çözümsüz paradoks burada yatmaktadır; bir yandan transların "onaylanması" için ilaç ve ameliyatların kullanılmasını savunan ve kadın beyinlerinin erkek bedenlerinde ikamet edebileceği ya da tam tersi gibi sözde bilimsel bir düşünceyi destekleyen trans hakları hareketiyle ortak bir amaç ilan ederken, diğer yandan otizme bir çare bulma ve otistik insanları nörotipik insanlar gibi görünmeye ve davranmaya zorlama girişimlerini kınamaktadır.

Belki de başta uyumlu görünen Trans Hakları ve Nöroçeşitlilik hareketleri arasındaki ilişkide, birinin yararına olanın diğerinin zararına olduğunu söyleyen kanıtlar giderek artıyor. Otizmli kadınlar, destek ağlarının dışına itiliyor. Davranışları cinsiyet stereotiplerine uymayan otizmli çocuklar patolojikleştiriliyor ve tıbbileştiriliyor.

Bu, Nöroçeşitlilik hareketinin yakında halletmek zorunda kalacağı bir sorun. Orantısız sayıda otizmli insana hatta çocuklara “tedavi” olarak kısırlığa yol açan bir yöntem sunuluyorsa, bu endişe verici bir şekilde öjenik yaklaşım (belirli özelliklerin yavruya aktarılacağı üremelere izin verilirken arzu edilmeyenleri çeşitli yollarla engelleyen yaklaşım) gibi görünmeye başlar.

 

[1] Pecora LA, Mesibov GB, Stokes MA. Sexuality in High-Functioning Autism: A Systematic Review and Meta-analysis. J Autism Dev Disord. 2016 Nov;46(11):3519-3556. doi: 10.1007/s10803-016-2892-4. PMID: 27565655.

[2] https://hennykdotcom.files.wordpress.com/2018/02/aia_evidence-of-increased-ptsd-symptoms-in-autistics-exposed-to-applied-behavior-analysis.pdf

[3] Kupferstein H. Evidence of increased PTSD symptoms in autistics exposed to applied behavior analysis. Adv Autism. 2018;4(1):19–29.

[4] Churcher Clarke A, Spiliadis A. 'Taking the lid off the box': The value of extended clinical assessment for adolescents presenting with gender identity difficulties. Clin Child Psychol Psychiatry. 2019 Apr;24(2):338-352. doi: 10.1177/1359104518825288. Epub 2019 Feb 6. PMID: 30722669.