Eşcinseller tarafından yetiştirilen çocuklar ile heteroseksüel ailelerin çocukları arasında fark olmadığını iddia eden çalışmalara dair inceleme

Eşcinseller tarafından yetiştirilen çocuklar ile biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocukların arasında 'fark olmadığını' iddia etmek, çocukların biyolojik anne-babaları tarafından yetiştirilme haklarının reddedilmesine göz yummaktır.
Eşcinseller tarafından yetiştirilen çocuklar ile heteroseksüel ailelerin çocukları arasında fark olmadığını iddia eden çalışmalara dair inceleme


Kaynak: salvomag.com
Erişim tarihi: 31.05.2024

Bazı çalışmalar, heteroseksüel ebeveynler tarafından yetiştirilen çocuklara kıyasla eşcinseller tarafından yetiştirilen çocukların sonuçlarında herhangi bir "fark olmadığını” iddia etmektedir. “Eşcinsel ebeveynliği” desteklemek üzere sıkça referans gösterilen bu çalışmalar arasında Corinne Reczek'in "Aile Yapısı ve Çocuk Sağlığı; Ebeveynlerin Cinsiyet Kompozisyonu Önemli mi?" ve Wainright, Russell ve Patterson'ın eşcinsel ebeveynlere sahip ergenler üzerine yaptığı çalışma bulunmaktadır. Ancak bu çalışmalarda rastgele olmayan örneklem gibi kusurlu metodolojiler kullanılmıştır ve örneklem, eşcinsel ilişkisi olan ebeveynlerin çocuklarının sayısı 40'tan az olduğundan, eşcinsellerin ve farklı cinsiyetten ebeveynlerin istatistiksel olarak anlamlı farklar göstermediğini garanti eden sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca katılımcılar, arkadaş ağları aracılığıyla ya da çalışmanın amacının eşcinsel ebeveynliği araştırmak olduğunu bildiren LGBT savunucusu kuruluşlar aracılığıyla toplanmıştır. Bu da elbette taraflı yanıtlar ve sonuçlar elde edilmesine neden olan bir durumdur.

Avrupalı Eşcinsel Babalar Araştırması, 2023 

Kasım 2023'te yayınlanan yakın tarihli bir Avrupa araştırması [1], gestasyonel taşıyıcı annelik yoluyla gebe kalan 67 Avrupalı eşcinsel erkeğin oluşturduğu “aileyi” ve doğal yollarla gebe kalan 67 Avrupalı heteroseksüel ebeveyn ailesini inceledi. Çocukların yaşları 18 ay ile 10 yaş arasındaydı. Araştırmacılar, eşcinsel erkeklerin bakımı altındaki çocukların heteroseksüel ebeveynlere kıyasla daha mutlu ve uslu olduğunu, saldırganlık ve kurallara karşı gelme konusunda daha az dışa dönük tutumlar sergilediğini ve anksiyete ve depresyon gibi daha az içe dönük problemler yaşadığını "buldu". Ayrıca, eşcinsel erkeklerin heteroseksüel ebeveynlere kıyasla daha etkili ebeveynlik tarzlarına, daha fazla ortak ebeveynlik becerilerine ve daha yüksek ilişki memnuniyetine sahip oldukları öne sürüldü. Araştırmanın yazarları ayrıca, çocukların içselleştirilmiş sorunlar yaşadıklarında bu durumun aynı cinsiyetten ebeveyn yapısına sahip bir ortamda olmalarından değil, dışarıda homofobik mikro saldırılarla karşılaşmış olmalarından kaynaklandığı “sonucuna vardı”.

Bu Avrupa çalışması, önceki eşcinsel ebeveynlik çalışmaları gibi aynı hatalı metodolojiyi kullandı. Çalışma, kendilerini çocuklarının birincil bakıcısı olarak tanımlayan ebeveynlere e-posta anketi yoluyla tamamlandı. Ankette ebeveynlere doğrudan ebeveynlik tarzları, çocukların davranış sorunları, ilişki memnuniyeti ve mikro saldırıların aileleri üzerindeki etkisi soruldu. Dolayısıyla, bu çocuklar hakkında bildiğimiz tek şey, babaların algıları ya da tahminleridir. Bu araştırma yöntemi, bakımları altındaki çocukların heteroseksüel ailelerdeki çocuklar kadar istikrarlı ve uyumlu olduğunu kanıtlama konusunda sosyal veya duygusal baskı hissedebilecek olan eşcinsel erkekleri, aile dinamiklerini özellikle olumlu göstermeye teşvik eden bir yapıya sahiptir. Ayrıca bu öz bildirim anketi, sadece çiftler tarafından doldurulmakla kalmamış ve Avrupa’daki taşıyıcı annelik ajansları, doğurganlık klinikleri ve LGBT örgütleri aracılığıyla da katılımcı toplanmıştır. Peki daha titiz yürütülen çalışmalar, eşcinsel çiftlerin çocukları hakkında neler söylüyor? 

Regnerus’un Çalışması, 2012 

Psikiyatrist Richard P. Fitzgibbons ve sosyolog Dr. Mark Regnerus [2] tarafından aktarıldığı üzere: 18 yaşına gelmeden önce aynı cinsiyetten ebeveynle yaşamış 18-39 yaş arasındaki genç yetişkinlerin, duygusal ve sosyal sorunlardan muzdarip olma ihtimalinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı.

Bu çalışma birkaç nedenden dolayı dikkate değerdir: (1) çalışma örneklemi büyük, temsil edici ve nüfusa dayalıdır (küçük, kendi seçtiği bir grupla sınırlı değildir): (2) Regnerus, küçük yaştaki çocukların durumunu aynı cinsiyetten ebeveynlere sormak yerine yetişkin çocukların yanıtlarını toplamıştır; ve (3) Sekiz kategoriden birine giren (birbirleriyle evli biyolojik ebeveynlerden oluşan dağılmamış aileler, lezbiyen “anneler”, eşcinsel “babalar”, heteroseksüel bekar ebeveynler, daha sonra boşanan ebeveynler, birlikte yaşayan ebeveynler, katılımcıyı evlat edinen ebeveynler ve diğerleri- örneğin ölen ebeveyn gibi) ebeveynlerle yaşamış (veya böyle ebeveynleri olan) çocuklar için 80'e kadar ölçümde karşılaştırmalar yapabilmiştir. Lezbiyen ve geylerin bakımı altındaki çocuklar, 80 sonuç ölçütünün 77'sinde sağlam heteroseksüel ailelerdeki çocuklardan daha kötü performans göstermiştir.

Eşcinsel çift
Çocuklar "eşitlik" adına biyolojik anne-babaları tarafından yetiştirilme haklarından asla mahrum bırakılmamalıdır.

Sullins’ın Çalışması, 2014 

Sosyolog Dr. Paul Sullins [3], bugüne kadar yapılan en kapsamlı, pahalı ve devam eden devlet araştırma çalışmalarından biri olan Ulusal Ergen Sağlığı Boylamsal Çalışmasından veri toplamış ve eşcinsel çiftlerin bakımı altındaki çocukların sonuçlarına ilişkin tarafsız bir çalışma elde etmek için 12.000'den fazla katılımcıdan oluşan bir havuzdan rastgele seçilen 20 aynı cinsiyetten ebeveyne sahip çocuğu belirleyip değerlendirmiştir. Sullins, aynı cinsiyetten ebeveynli hanelerdeki çocukların %9,3 oranında duygusal veya davranışsal zorluklar yaşama olasılığının, karşı cins ebeveynli ailelerdeki çocukların %4,4 oranından daha fazla olduğunu ortaya çıkarmıştır. Eşcinsellerin bakımı altındaki çocuklar %14,9 oranında "kesin" veya "şiddetli" duygusal problemler yaşarken, bu oran karşı cins ebeveyne sahip ailelerde %5,5'tir; eşcinsellerin bakım verdiği çocuklara %15,5 oranında ADHD (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) tanısı konulurken, bu oran karşı cins ebeveyne sahip ailelerde %7,1'dir. Eşcinsellerin bakımı altındaki çocuklar %14,1 oranında öğrenme güçlüğü yaşarken, bu oran karşı cins ebeveynli ailelerde %8'dir. Eşcinsellerle yaşayan çocuklar %17,8 oranında özel eğitim ve ruh sağlığı hizmetleri alırken, bu oran karşı cins ebeveynli ailelerde %10,4'tür.

Peki ya çocuklar?

Avrupa çalışmasının yazarları, “eşcinsel erkekler için taşıyıcı annelik yasağının tamamen önyargıya dayalı olduğunu, sosyal bilim araştırmalarında bir dayanağı olmadığını” belirterek kendi önyargılarını ortaya koyuyorlar. Ancak yazarların eşcinsel erkekler için taşıyıcı anneliği yasaklama nedenleri olarak algıladıkları şeylerden bağımsız olarak, tüp bebek (IVF) ve taşıyıcı anneliğin çocuklara zararlı olabileceğini biliyoruz. Tüp bebek yöntemiyle dünyaya gelen çocukların entelektüel ve gelişimsel riskleri hakkında ve taşıyıcı annelikle dünyaya gelen çocukların ayrılma travması nedeniyle yaşadığı "ilk yaralanma" riskleri hakkında bilgi sahibiyiz. Bu gerçekler sosyal bilim araştırmalarında açıkça görülüyor.

Örnek vermek gerekirse, taşıyıcı anneden doğmuş olan Olivia şöyle diyor: "Rahimdeyken, bir bebek annesiyle birçok bağ kurar... Bu bağın doğumdan sonra devam etmesi gerekir ama bu durumda etmez... Bu, yenidoğan için kesinlikle travmatiktir... Rahimdeki bebeğin hiçbir şey hissetmediğini varsayıyoruz, doğumda çocukların hiçbir şey hatırlamadığını varsayıyoruz... Elbette bir hafıza var, elbette bir travma var... [insanlar] rahimde ve doğumda ne olduğunu öğrenmeye çalışmak istemiyorlar..."

Ayrıca, ebeveynlerinin boşanması ve yeniden evlenmesi durumunda, yeni eş karşı cinsten olduğunda dahi çocukların zorlandığını biliyoruz. Heteroseksüel ebeveynler tarafından evlat edinilen yetim veya terk edilmiş çocukların, ebeveynlerini kaybetmenin kalıcı etkilerinden muzdarip olma eğiliminde olduklarını da biliyoruz. Aynı şekilde, sperm ve/veya yumurta donasyonu yoluyla doğmuş ve heteroseksüel ebeveynler tarafından yetiştirilmiş çocukların kimlik mücadeleleri ve soybilimsel kafa karışıklıkları yaşadıklarını da biliyoruz. Tüm bu etkiler, bu çocuklar bir anne ve bir babanın tamamlayıcı ilişkisinden faydalanmalarına rağmen ortaya çıkabiliyor. Eşcinsel evlerde yetişen çocukların da hepsi ya bir boşanmanın ürünüdür ya evlat edinilmiştir ya da donör tarafından dünyaya getirilmiştir. Ancak şimdi bir anne ve baba tarafından yetiştirilmenin getirdiği cinsiyete özgü avantajlardan mahrum kalmalarına ek olarak eşcinseller tarafından yetiştirilen bir çocukta kayıp, terk edilmişlik ve kimlik mücadelesi duygularının sihirli bir şekilde ortadan kalktığına inanmamız mı bekleniyor?

Samantha'nın iki baba tarafından büyütülmekle ilgili söylediği gibi: “Benim yetişme yıllarım neredeyse tamamen kadınlardan yoksun geçti. Okulda ‘Tarih Öncesi Topraklarda’ isimli çizgi filmi izleyene kadar anne diye bir şey olduğunu bile bilmiyordum. Beş yaşındaki beynim, istediğim anneye neden sahip olmadığımı anlayamıyordu. Kayıp duygusunu hissettim. Boşluğu hissettim. Büyüdükçe bu boşluğu halalarımla, babamın lezbiyen arkadaşlarıyla ve öğretmenlerimle doldurmaya çalıştım. Birinci sınıf öğretmenime ona anne diyebilir miyim diye sorduğumu hatırlıyorum. Bana sevgi ve şefkat gösteren her kadına bu soruyu sorardım. Bu içgüdüseldi.

Çocukların anne ve babalarıyla olma haklarını savunmak, onlara güvenliklerini, kimliklerin, psikolojik ve fiziksel gelişimlerini en üst düzeye çıkaracak tamamlayıcı bir cinsiyet dengesi sağlar. Eşcinseller tarafından yetiştirilen çocuklar ile biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocukların sonuçları arasında "fark olmadığını" iddia eden çalışmalar, çocukların biyolojik anne-babaları tarafından yetiştirilmelerine ilişkin doğal haklarının reddedilmesine göz yummaktır. Çocuklar "eşitlik" adına bu haklardan asla mahrum bırakılmamalıdır.

Kaynaklar:

[1] D'Amore, S., Green, R. J., Mouton, B., & Carone, N. (2023). European gay fathers via surrogacy: Parenting, social support, anti-gay microaggressions, and child behavior problems. Family process, 10.1111/famp.12950. Advance online publication. https://doi.org/10.1111/famp.12950

[2] Fitzgibbons R. P. (2015). Growing up with gay parents: What is the big deal?. The Linacre quarterly, 82(4), 332–336. https://doi.org/10.1179/0024363915Z.000000000120

[3] Sullins, Donald, Emotional Problems among Children with Same-Sex Parents: Difference by Definition (January 25, 2015). British Journal of Education, Society and Behavioural Science 7(2):99-120, 2015, Available at SSRN: https://ssrn.com/abstract=2500537 or http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.2500537