Eşcinselliğin psikiyatri alanındaki değerlendirmesi ve tedavi yaklaşımları

Ortaya atılan iddiaların aksine eşcinsellik doğuştan gelmemekle birlikte psikolojik etmenler, fizyolojik anormallikler ve çevresel faktörler kişinin hemcinsine karşı cinsel yönelim geliştirmesinde etkili olabilir.
Eşcinselliğin psikiyatri alanındaki değerlendirmesi ve tedavi yaklaşımları

 

LGBT hareketinin temelinde yer alan eşcinsellik, kişinin kendi cinsiyetinden olan insanlara karşı cinsel eğilim duyması olarak adlandırılmaktadır. Eşcinsel yönelimin oluşumunda tek bir belirleyici faktör bulunmamakla birlikte kişisel yaşam deneyimleri, psikolojik etmenler, fizyolojik anormallikler ve çevresel faktörler kişinin hemcinsine karşı eşcinsel meyil göstermesinde etkili olmaktadır. Psikoloji alanında eşcinselliğin görülme nedenleri çeşitlilik göstermekle birlikte, erken çocukluk çağı travmaları ve cinsel kimlik gelişim sürecinde yaşanan olumsuz deneyimlerin kişide eşcinsel meyil oluşumuna zemin hazırladığı bilinmektedir.

Cinsel kimlik gelişimi nedir?

Cinsel kimlik kişinin kendi cinsiyetinin farkında olması, bedenini bir cinsiyet içinde algılaması, kabullenmesi, duygu ve davranışlarını buna uygun biçimde yönlendirmesi olarak ifade edilir. Kişide cinsiyet ile cinsel kimliğin uyumlu olabilmesi için en önemli faktör cinsel kimlik gelişiminin sağlıklı bir şekilde tamamlanmış olmasıdır. Kişinin cinsiyet gelişimi anne karnında başlar, cinsel kimlik gelişimi ise 0-6 yaş çocukluk çağı ile ergenlik dönemini kapsayan uzun bir süreçtir. Hayatın bu ilk evrelerinde yaşanan olumsuz durumlar cinsiyet ve cinsel kimliğe dair yanlış algılar oluşmasına neden olmakta ve kişiyi ilerleyen süreçte eşcinsellik, biseksüellik, transseksüellik gibi LGBT hareketinin savunduğu sağlıksız görüşlere itebilmektedir.

Kişinin cinsiyet algısını bozabilecek durumlardan birkaçı şöyle sıralanabilir: hemcins ebeveyn yokluğu veya ilgisizliği nedeniyle yanlış özdeşim kurmak (örneğin, baba figüründen yoksun bir erkek çocuğunun annesi ile özdeşim kurması sonucu kendi cinsiyetine yabancılaşması durumu), çocukluk döneminde şiddete maruz kalmak, cinsel istismara uğramak, aşırı otoriter bir ebeveyne sahip olmak, cinsiyetine uygun yetiştirilmemek (örneğin, kız çocuklarının erkek gibi büyütülmesi, kıyafet seçimlerine dikkat edilmemesi), yazılı ve görsel medyada süregelen eşcinsellik temalı yayınlara maruz kalmak, eşcinsellik destekçisi eğitim modeline veya eğitimcilere maruz kalmak vb. durumlar. Cinsel kimlik gelişiminin doğru bir şekilde tamamlanması, kişinin esas cinsiyeti ile sağlıklı bir bağlantı kurabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlantının sağlıklı bir şekilde kurulamadığı durumlarda, kişi esas cinsiyeti hakkında karmaşa yaşamaya başlamaktadır. 

Eşcinsel psikiyatri
Hemcins ebeveynle özdeşim kuramamak, çocukluk döneminde şiddete veya cinsel istismara maruz kalmak ve cinsiyetine uygun yetiştirilmemek gibi durumlar cinsel yönelim karmaşasına neden olabilir.

Eşcinsellik bir hastalık mıdır? Tedavisi mümkün müdür?

Ruhsal rahatsızlıkların teşhis ve tedavisi psikiyatrinin görev alanına girmektedir. Psikiyatri, ruhsal bozuklukları ve bunların altında yatan duygu, düşünce ve davranış sorunlarını inceleyen, teşhis eden ve tedavi uygulayan bir tıp dalıdır. Psikiyatristler ise kişinin ruhsal, zihinsel ve davranışsal durumlarını değerlendirmek amacıyla çeşitli terapötik yöntemler, ilaçlar ve diğer tedavi yöntemlerini kullanarak sorunlara müdahale ederler. Tıp fakültelerinde öğrenim gören psikiyatristlerin gerektiği zaman hastalarına ilaç reçete etme yetkileri de vardır. Psikiyatri alanında ruh ve beden sağlığı bir bütün olarak ele alınmaktadır. Kişide mevcut olan rahatsızlıkların tanısı konulurken, şikayetlerin altında yatan nedenler biyolojik, fizyolojik ve kalıtımsal faktörlerle de ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle psikiyatrik rahatsızlıkların teşhis süreci en az tedavisi kadar büyük bir önem arz etmektedir. Doğru teşhis, başarılı bir iyileşme sürecinin temelini oluşturmaktadır. 

Son dönemde ulusal ve uluslararası alanda yürütülen LGBT destekçisi faaliyetler neticesinde, gençlerde cinsel yönelim ve cinsel kimlik karmaşalarında artış gözlemlenmiştir. Bu rahatsızlıktan muzdarip olan gençler öncelikli olarak psikiyatri kliniklerinden destek almalıdır. Ne var ki, LGBT ideolojisine hizmet eden ruh sağlığı çalışanları ekseriyetle rahatsızlığın üzerine gitmek yerine durumun hasta tarafından kabulüne odaklanmaktadır. Aynı şekilde ailelere de çocukları için yapılacak bir şey olmadığı yönünde bilgi verilmektedir. LGBT hareketinin etkisi altına giren psikiyatri çevreleri eşcinselliğin bir hastalık olmadığı, “doğuştan geldiği” ve dolayısıyla tedavisinin mümkün olmayacağı yönündeki mesnetsiz iddialara destek olmakta veya sessiz kalmaktadır. Eşcinselliğin bir hastalık olmadığı yönündeki iddialar ilk kez Amerika’da, güçlü bir örgütlenme oluşturan LGBT aktivistleri tarafından ortaya atılmıştır. Bilimsel bir temele dayanmayan bu görüş, LGBT aktivistlerinin baskı ve tehditleri sonucu psikiyatri çevrelerine kabul ettirilmiş ve eşcinsellik hastalık kategorisinden çıkarılmıştır. Bu karar, ulusal ve uluslararası kamuoyunda geniş bir yankı uyandırarak eşcinselliğin normalleştirilmesi yönünde etkili olmuştur. Oysaki etkin bir terapi süreci, eşcinsel meylin azalmasına veya tamamen yok olmasına olanak sağlamaktadır. Nitekim eşcinsel olduğu yanılgısına kapılan ve terapi ile bu rahatsızlığından kurtulan insanların yaşam hikayeleri göstermektedir ki eşcinsel meylin oluşumunda bir veya birden fazla olumsuz yaşam tecrübesinin getirdiği ruhsal bozukluklar yer almaktadır. Kişi psikolojik destek alarak bu rahatsızlıklarından kurtulabilmektedir. 

Cinsel yönelim
Etkin bir terapi süreci, eşcinsel yönelimin azalmasına veya tamamen yok olmasına olanak sağlar.

Ruhsal bozukluklara bağlı olarak gelişen eşcinsel meylin tedavisi için psikolog ve psikiyatristlere önemli görevler düşmektedir. Sayıları az olmakla birlikte eşcinselliğin tedavi edilebileceği görüşünde olan psikiyatristler uyguladıkları terapi çalışmalarıyla bu rahatsızlığın temeline inmekte ve uygun terapi yöntemleriyle danışanlarına yardımcı olmaktadır. İlk aşamada başvurulan yöntem davranış terapisidir. Davranış terapisinde amaç, kişiye var olan olumsuz veya zararlı davranışları tanımasını ve bu davranışları değiştirerek yerine olumlu davranışlar getirmesini öğretmektir. Bu süreçte danışanların eşcinsel davranışın temel nedenini anlamalarına yardımcı olunmaktadır. Eşcinsel davranışın kökeninde ise genellikle travma kaynaklı aşağılık duygusu, umutsuzluk ve yetersizlik hissi, anksiyete ve depresif bozukluk yer almaktadır. Terapi seanslarında kişiyi olumsuz davranışa iten kökteki duygular üzerine yoğunlaşılarak, bu duyguların neden olduğu olumsuz davranışlar olumlu yönde değiştirilmeye çalışılmaktadır. Kişinin terapi sürecinde başka insanlardan ilgi ve destek görmesi, duygu ve davranışlarını yeniden düzenleyebilmesine yardımcı olmaktadır. Bu amaçla bireysel terapi haricinde grup terapisi yöntemi de kullanılarak bir destek ağı oluşturulmaktadır. Eşcinselliğin tedavisinde uygulanacak yöntem ve süre kişiye bağlı olarak değişmektedir. Ancak etkin ve kesintisiz bir terapi sürecinden sonra eşcinsel meylin azaldığı veya tamamen iyileşme sağlandığı görülmektedir. 

Eşcinselliğin hastalık kategorisinden çıkarılmasına destek veren ve bu konuda LGBT hareketleriyle ortak çalışma yürüten ünlü psikiyatrist Robert Spitzer de eşcinselliği kabul etmeyen ve tedavi olmak isteyen eşcinseller ile yaptığı çalışmalar sonucunda görüşlerinden pişmanlık duymuş ve 2001 yılında eşcinsel erkeklerin ve lezbiyenlerin cinsel yönelimlerini değiştirmelerinin mümkünatını ve eşcinsellikten heteroseksüel yönelime değişimi anlatan bir çalışma yayınlamıştır. Spritzer, 16 ay boyunca terapi gören 247 eşcinsel üzerinde yürüttüğü araştırma ile eşcinselliğin geçici ve tedavi edilebilir olduğunu kanıtlamıştır. Toplamda 200 katılımcının yer aldığı çalışmada (143 erkek ve 57 kadın olmak üzere) katılımcıların büyük çoğunluğu (erkeklerin %85’i ve kadınların %70’i) eşcinsel hayat tarzının ken­dilerine istenen duygusal tatmini vermediğini ifade etmiştir. Çalışma neticesinde LGBT destekçisi çevrelerden büyük tepki toplayan Spitzer, eşcinsel örgütler tarafından ihanetle suçlanmış ve ciddi tehditler almıştır. LGBT hareketi ilk ortaya çıkış sürecinde eşcinselliğin “kişisel tercih” olduğu yönünde bir özgürlük söylemi kullanırken, söylem zamanla değiştirilerek eşcinselliğin tercih olmadığı, aksine “doğuştan gelen bir durum” olduğu iddiası savunulmaya başlanmıştır. Psikiyatri çevreleri de bu görüşü savunmaya zorlanmıştır. İki görüş arasındaki farklılıklar ise LGBT’nin cinsiyetsiz toplum idealini sorunsuzca gerçekleştirebilmek adına zaman ve şartlara göre uyguladığı stratejileri göstermesi açısından önemlidir. Cinsiyetsiz toplum oluşturmak amacıyla atılacak en önemli adımlardan biri cinsiyeti ve cinsel kimliği konusunda kafa karışıklığı yaşayan gençleri eşcinselliğin “doğal ve normal” olduğuna ikna etmek, bu yolla tedavi imkanlarını elinden alarak yeni nesil üzerinde güçlü bir nüfuz kazanabilmektir. Ancak gerçek yaşam deneyimlerine bağlı olarak yapılan çalışmalar, eşcinselliğin tedavi edilebilir bir durum olduğunu kanıtlamaktadır. Bu noktada her insanın tedaviye erişim hakkı olduğunu hatırlatarak, eşcinsellere uygun tedavi yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve teşvik edilmesinin nesillerin sağlığı açısından büyük önem arz ettiğini belirtelim.