LGBT doğuştan mı gelir yoksa çevresel etkenlerden mi kaynaklanır?

Cinsel yönelim genetir midir sorusu bilim dünyasında çeşitli çalışmalara konu olmuş ve eşcinselliğin genetik olduğuna dair iddiaların aslı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
LGBT doğuştan mı gelir yoksa çevresel etkenlerden mi kaynaklanır?

 

LGBT, lezbiyen (L), gey (G), biseksüel (B) ve trans (T) kişileri temsil eden bir kısaltmadır. İnternet üzerinde sıkça araştırılan “LGBT doğuştan mı gelir?” ve “Cinsel yönelim genetik midir?” sorularına bu yazıda detaylı bir cevap verilecektir. 

Bilim dünyasındaki araştırmalar ve elde edilen bulgular, cinsel yönelimi belirleyen faktörler arasında genetik, hormonal, nörolojik ve çevresel etkenlerin bulunduğunu ve bunlardan birinin tek başına cinsel yönelimi belirleyecek bir etkiye sahip olmadığını göstermiştir. Ancak Batı dünyasındaki birçok aktivist kuruluş, eşcinselliği son derece “doğal” ve patolojik olmayan bir durum olarak görmekte ve insanlık tarihinde uzun bir geçmişe sahip olduğunu iddia etmektedir. Öyle ki bazı ülkelerde eşcinsel evliliklerin yasal olduğu bilinmektedir. LGBT ideolojisi, bu düşünceyi üç ana eksende savunmaktadır.

1- İnsanı Hayvan ile Karşılaştırma:

"Eşcinsel davranış, hayvanlar aleminde de sıkça gözlemlendiği için, bu durumun insanlar için de doğal olduğu" iddiası, birçok bilim adamı tarafından çeşitli açılardan yanlış olarak değerlendirilmektedir.

Hayvanların içgüdüleri ve davranışlarıyla insan davranışını karşılaştırmak mantıklı değildir. Örneğin, bazı dişi ve erkek kediler, psikolojik ve organik değişiklikler nedeniyle bazı yavrularını öldürme eğilimindedir ve bu bir kedi içgüdüsüdür. Hayvanlar aleminde doğal bir eğilim olan bu tür bir davranışın gerekçe gösterilerek insanın da evladını öldürebileceğini söylemek mantıksızdır. Çünkü her canlı türü, farklı biyolojik ve işlevsel yapıya sahiptir.

Eşcinsel davranış sergileyen hayvanların çoğunda bu davranışın cinsel arzudan kaynaklanmadığı, aksine genellikle cinsel yönlendirmeleri olmayan çeşitli nedenlerle ortaya çıktığı bilinmektedir. Hayvanlar alemindeki eşcinselliğin nedenleri arasında erkeklerin diğer erkekleri kontrol etme güdüsü, baskın erkeğin belirli bir bölgede hakimiyetini gösterme çabası, erkeğin dişilere gücünü kanıtlama isteği ve bazı hayvanlarda koku alma duyusundaki bozukluk nedeniyle cinsel mesajları farklı algılama vardır. Bu nedenler, eşcinsel davranışı destekleyen propagandanın sunduğu gerekçelerden tamamen farklı ve daha karmaşık bir perspektife işaret etmektedir.

cinsel yönelim
Yapılan araştırmalarda "eşcinsellik geni" veya cinsel yönelimi belirleyen bir gen bulunmamıştır.

2- Eşcinselliğin Genetik Arka Planı

Homosekksüelliğin doğal olduğunu savunan görüşün öne sürdüğü gerekçelerden biri de, bu anormal cinsel yönelimi belirleyen bir genin bulunduğu iddiasıdır. Ancak bu iddiaya dair belirgin bir bilimsel kanıt bulunmamış, üstelik Amerikalı ünlü genetikçi Dean Hamer'ın konuyla ilgili araştırması, medyada "Araştırmacı Eşcinsel Geni Keşfetti" şeklinde çarpıtarak sunulmuştur.

Hamer, genetik ve cinsel sapıklık arasında bir bağlantı iddia etse de, bu iddia bilimsel olarak doğrulanmamıştır. Gerçek dışı haberin yayılmasının ardından Hamer, "Cinsel yönelimi kontrol eden bir gen keşfetmedik, aslında böyle bir genin var olmadığına inanıyoruz" demiştir.

LGBT ideolojisinin, genetik faktörlerin eşcinsellikte etkili olabileceği iddiasına rağmen, 2019'da Science Dergisi'nde yayımlanan bir araştırma, yaklaşık yarım milyon insanın genomunu incelediği halde "eşcinsellik geni" veya cinsel yönelimi belirleyen bir gen bulunamadığını ortaya koymuştur. Aynı şekilde, genetik araştırmalarda sıkça kullanılan tek yumurta ikizleri üzerine yapılan çalışmalar da eşcinselliğin genetik olmadığını göstermiştir. Eğer genler eşcinsellik üzerinde belirgin bir etkiye sahip olsaydı, aynı genetik yapıya sahip ve eşit koşullarda büyüyen tek yumurta ikizlerinden biri eşcinsel olduğunda diğerinin de %100 eşcinsel olması beklenirdi, ancak bu sonuca ulaşılamamıştır.

3- Çevresel ve Sosyal Dinamiklerin Cinsel Yönelimde Rol Oynamadığı İddiası:

Amerika’da faaliyet gösteren ve LGBT üyelerine destek çalışmaları adı altında aktivizm güden “One n Ten” gibi birçok kuruluş, eşcinselliğin ortaya çıkışında sadece genetik faktörlerin rol oynadığı iddiası ile nüfusun %10'unun doğal olarak eşcinsel olduğu fikrini yaymaktadır. Ancak yapılan araştırmalar bu iddiayı desteklememekte ve Batı ülkelerindeki eşcinsellerin yüzdesinin %2-3 arasında değiştiğini göstermektedir.

Amerikalı bir sosyoloji profesörü Amy Butler, 1988'den bu yana Amerika'daki eşcinsel partnerlere odaklanan araştırmaları incelemiş ve 1991'den itibaren eşcinsel partnerlere sahip olanların oranının arttığını tespit etmiştir. Bu durum, cinsel eğilimlerin belirlenmesinde medyanın ve toplumsal ve siyasi faktörlerin önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Eğer eşcinsellik sadece genetik faktörlere bağlı olsaydı, bu oranların zaman içinde değişmemesi beklenirdi.

LGBT ideolojisinin tüm bu iddialarının aksine, eşcinselliğin genetik olmadığı ve eşcinsellik nedenleri arasında bir dizi psikolojik, çevresel, duygusal, biyolojik ve hormonal faktör bulunduğu tespit edilmiştir.

Eşcinsellik
Eşcinsellik nedenleri arasında bir dizi psikolojik, çevresel, duygusal, biyolojik ve hormonal faktör bulunduğu tespit edilmiştir.

Eşcinselliğin Psikolojik Nedenleri:

Eşcinselliğin doğuştan geldiği teorisini tamamen reddetmeyen psikanalitik teori, erken çocukluk dönemindeki kompleks oluşumu üzerine odaklanır. Bu teorilere göre:

  • Oğul ile anne veya kız ile baba arasındaki olumsuz ilişkiler cinsel yönelim üzerinde etkili olabilmektedir.
  • Çocuğun hemcins ebeveyn tarafından reddedilmesi, cinsel kimlik üzerinde etkili olabilmektedir.
  • Bir çocuğun hemcins ebeveynini kaybetmesi, yaşamının ilerleyen döneminde hemcinsiyle yakınlık kurma arayışına girmesine neden olabilmektedir.

Eşcinselliğin Çevresel ve Sosyal Nedenleri:

Hayatın ilk evrelerinde yaşanan olumsuz durumlar cinsiyet ve cinsel kimliğe dair karmaşalara neden olabilmektedir. Bu olumsuz durumların getirdiği travmanın üstesinden gelmenin bir yolu olarak eşcinsellik ortaya çıkabilir. Bu olumsuz durumlar arasında hemcins ebeveyn yokluğu veya ilgisizliği, çocukluk döneminde şiddete maruz kalmak, cinsel istismara uğramak, aşırı otoriter bir ebeveyne sahip olmak, yazılı ve görsel medyada eşcinsellik temalı yayınlara maruz kalmak, eşcinsellik destekçisi eğitim modeline veya eğitimcilere maruz kalmak gibi durumlar sayılabilir. 

Cinsel kimlik gelişiminin doğru bir şekilde tamamlanması, kişinin esas cinsiyeti ile sağlıklı bir bağlantı kurabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlantının sağlıklı bir şekilde kurulamadığı durumlarda, kişi cinsiyeti ve cinselliği hakkında karmaşa yaşamaya başlamaktadır. 

Eşcinsel yönelim
Çocukluk çağında yaşanan olumsuz durumlar, ergenlik döneminde veya yetişkinlikte eşcinsel yönelime neden olabilmektedir.

Eşcinsellik Belirtileri

Eşcinselliğin belirtileri arasında, bir erkeğin diğer erkeklere duyduğu cinsel ilgi, bu yönde cinsel ilişkiler kurma, erkekleri çekici bulma ve duygusal bağlarını erkeklerle yaşama gibi unsurlar öne çıkar. Geylerin genellikle kadınsı, lezbiyenlerin ise erkeksi davranışlar sergilediği yaygın bir klişe olsa da, bu davranışlar bazı durumlarda dışarıdan kolayca fark edilemeyebilir.

Eşcinsellik teşhisi, belirtilerin gözlemlenmesi ve cinsel hormon düzeylerinin test edilmesi gibi faktörlere dayanabilir. Ancak psikolojik ve çevresel etmenlerin kompleks bir etkileşimi sonucu ortaya çıkan eşcinsellik genellikle derin ve karmaşık bir süreçtir ve bu nedenle kaynağını tek bir nedene indirgemek zordur. 

Eşcinsel yönelimi gidermek amacıyla uygulanan terapötik yöntemlerde terapist seçimi büyük bir özen ve duyarlılıkla yapılmalıdır, zira LGBT lobisi bu yöntemleri ve uygulayıcılarını hedefi haline getirmiştir.

Bu konuyla alakalı diğer yazımıza burdan göz atabilirsiniz.

 

Kaynaklar

https://www.bio.davidson.edu/courses/genomics/2002/pierce/gaygene.htm (Erişim tarihi 20.12.2023)

Butler, Amy. 2005. “Gender Difference in the Prevalence of Same-Sex Partnering: 1988-2002.” Social Forces 84: 417-46.