Translıktan pişman olan detranslar, yeni belgeselde hikayelerini paylaşıyor

The Lost Boys (Kayıp Çocuklar) adlı yeni bir belgesel, cinsiyet değiştirdikten sonra pişmanlık yaşayarak transseksüellikten vazgeçen detransların hikayelerini konu alıyor.
Translıktan pişman olan detranslar, yeni belgeselde hikayelerini paylaşıyor


Kaynak: thepostmillennial.com
Erişim tarihi: 07.02.2024

"Hiçbir mutlu insan, mutlu olduğu için cinsiyet değiştirme ameliyatı olmaz," diyor Ritchie Herron yeni belgesel The Lost Boys'un (Kayıp Çocuklar) başında. "Sizi oraya sürükleyen, kendinize duyduğunuz nefrettir, sevgi değil."

Belgeselde görüşülen her erkek için, cinsiyet değiştirme sürecine yol açan sorun çocuklukta başlamış. Erkek çocukken zorbalığa maruz kalmışlar ya da kız çocuklarına yönelik stereotiplere daha uygun oyuncakları sevmişler. Erkekliğin, erkeklerin kötü olduğu, kimsenin olmak isteyeceği bir şey olmadığı mesajlarını duymuşlar.

Herron, erkeklerden nefret edilmesi ve sürekli olarak erkeklerin suçlanmaya çalışılması konusuna değiniyor. "Topluma uzun süredir zarar veren cinsiyetin bir parçasısınız" diyor. "Yani çok fazla suçluluk duyuyorsunuz, bir yükünüz var ve bunu çok gerçekçi bir şekilde ele alıyorsunuz: ve sadece 'erkek olmak kötü bir şey, erkek olmak istemiyorum, bu yüzden ben bir kadınım ya da trans kadınım ya da başka bir şeyim' diyorsunuz."

Transgenderizm karşıtı söylemleri nedeniyle sektörden dışlanan komedyen Graham Linehan, trans trendiyle ilgili sorunlar hakkında kariyerini mahvedecek ve hatta tepkiler nedeniyle ailesini kaybedecek kadar açık sözlü olmuştur. Çağdaş kültürde erkeklerden nefret edilmesine ilişkin sorun hakkında konuşan Linehan, "Genç erkekler muhtemelen izlendiklerini hissettikleri bir yerdeler, söyledikleri her şeye dikkat etmek zorundalar ve gerçekten kendileri olamıyorlar" diyor. Ona göre, sosyal medya ve genç erkeklerin içinde bulunduğu çevrimiçi kültür sorunun büyük bir parçası.

Ve böylece, bu erkeklerin her biri erkek olmadıklarına, içten içe kadın olduklarına karar veriyorlar. Kadın olarak yaşamayı, kendilerini kadın olarak sunmayı ve en önemlisi de yabancılar, arkadaşları ve aileleri tarafından kadın olarak algılanmayı istiyorlar.

Cinsiyet değiştirme sürecine yönelen bu erkekler ergenliğe geç girdiklerinden, yaşıtlarından daha geç geliştiklerinden, şiirle ilgilendiklerinden ya da hayatlarındaki erkek ve kadın stereotiplerine veya arketiplerine uymadıklarından bahsediyorlar. Bu erkekler kendilerini ait hissetmedikleri için uyum sağlamanın bir yolunu bulmaya çalışmışlar. Utanç, bu erkekler için cinsiyet değiştirmeden önceki dönemin büyük bir bileşeniydi. Erkek oldukları için utanç duyuyorlardı ve ergenlik başladığında, pornografi daha fazla utancı körükledi ve daha fazla pornografiye yol açtı. Bu pornoya, sürdürdükleri çevrimiçi yaşamlar nedeniyle kolaylıkla erişilebiliyordu.

Erkeklerden biri "iki hayat yaşadığından", bir hayatı erkek olarak yaşadığından, futbol oynadığından, erkek işleri yaptığından ve sosyal medyada cinsiyet değişiminin tüm sorunlarını çözebileceğini duyduğundan bahsetti. Bu da cinsiyet değişiminin cevap olabileceği fikrine açık kapı bırakan bir kafa karışıklığına neden olmuştu.

Cinsiyet değişimi
Ritchie Herron, OKB ve depresyonla mücadele sürecinde cinsiyet değişimine sürüklendi. Ancak transseksüel ameliyatı geçirdikten sonra hata yaptığını anlayarak esas cinsiyetine döndü.

Akıl sağlığı uzmanlarının bu erkeklerin çoğuna yardımcı olmadığı da ortaya çıktı. Sorunlarını terapistlere anlattıklarında, terapistler onları cinsiyet değiştirme sürecine giden yolda daha da ileriye götürüyorlardı. Bir örnekte, bir terapist cinsiyet değiştirmek üzere olan kişiye "sadece trans olan birinin" onun ilgilendiği türdeki acayip pornolardan hoşlanacağını söylemişti.

İki erkek ise östrojen (kadınlık hormonu) almayı sevdiklerini çünkü cinsel dürtülerini azalttığını söyledi. Bu erkekler için bir cinsiyet kliniğine giden yolu bulmak kolaydı. Oraya vardıklarında ise onlara, karşı cins hormonları, androjen (erkeklik hormonu) engelleyiciler ve erkeklik organlarını çıkarıp yerine kadınlık organlarının kopyalarını yerleştirmek için uygulanan genital rekonstrüksiyon adlı transseksüel ameliyatı önerildi.

Herron için genital ameliyat kavramı doktorlar tarafından bastırılmaya devam etti. OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk) hastasıydı, antidepresan kullanıyordu ve annesi doktorlara Herron'un bu kadar ciddi bir şey için hazır olmadığını düşündüğünü söylemişti. Ancak yine de ameliyat için sevk yapıldı. Sonunda penisini aldırması için kendisine baskı yapıldı. Heron, "Ameliyat oldum ve her şey ters gitti. Ancak ben her şeyin ters gittiğini anlamadan önce pişmanlık duymaya başladım," diyor. Ameliyattan sonra cinsel organının görünümü için "Çok vahşiceydi" diyen Herron, bu noktada "hastanelerden bıkmış" olsa da artık "ömür boyu hasta" olduğunu söylüyor.

Ameliyatından sonraki aylarda terapistine pişmanlıklarını anlamış. Acı içindeymiş, "hayattan nefret ediyormuş" ve tıbbi komplikasyonlar yüzünden perişan haldeymiş. Cinsiyet terapisti pişmanlık beyanlarını reddetmiş ve pişmanlık duygularının sadece OKB'den kaynaklandığını söylemiş. Daha sonra kendisine "dengesiz kişilik bozukluğu" teşhisi konmuş.

Ameliyat için Bangkok'a giden Norveçli bir adam ise cinsiyet değiştirme ameliyatı hakkında "Tam bir katliam" diyor. Yapay vajinasını "genişletmeyi" bırakması ve aldığı östrojeni kesmesi 6 ay süren bu adam, üç yıl boyunca trans bir kadın olarak yaşamış. Ameliyatından bu yana 9 yıl geçmesine rağmen, ruh sağlığı sorunları ve bağımlılıkla uğraşmanın yanı sıra "olanları da unutmaya çalışıyor". 

Belgeseldeki erkekler, kadın gibi giyinip kendilerini bu şekilde sunarken sonunda cinsiyet disforisi yaşadıklarını fark etmişler. Erkeklerden biri "Tıp uzmanları bu konuda beni gerçekten yanlış yönlendirdi," diyerek hatalarını tamamen sahipleniyor ama aynı zamanda bu tür şeylerin yaşanmasını önlemek için tıp sektöründe değişiklikler yapılması gerektiğini söylüyor. "Asla çocuk sahibi olamayacağım, sağlam erkekliğim asla geri gelmeyecek" diyen adam bu konuda önlemler alınması gerektiğini bildiriyor. 

Lost Boys belgeseli, karşı cins olarak yaşamaya çalışmanın ve bunun için tıbbi prosedürler ve ilaçlar kullanmanın kendilerini mutlu edeceğini düşünen kadın ve erkeklere yönelik bir uyarıdır. Ancak daha da önemlisi, bu fikirleri destekleyenlere, yani sözde "yanlış bedende doğmuş" olmayı düzeltmek için ilaç almanın ve ameliyat olmanın uygun ve "hayat kurtarıcı" olduğunu iddia eden doktorlar, ruh sağlığı uzmanları, öğretmenler ve aktivistlere bir mesajdır.

Transseksüel olduğunu iddia eden gençlerin sayısı artmaya devam ediyor, tıp endüstrisi kâr etmeye devam ediyor, politikacılar ahkâm kesmeye devam ediyor ve kafası karışmış erkekler ve kadınlar bir yalana hizmet etmek için bedenlerinin yok edildiğini görmeye devam ediyor.