Bilim Skandalı: Bilim Adamları Sahte Araştırmalar Yazıyor

Amerikalı üç araştırmacı, bilimin yolsuzluğunu ortaya çıkarmak için sahte 'bilimsel' makaleler yazarak ideolojinin sağduyunun önüne geçtiğini kanıtladı.
Bilim Skandalı: Bilim Adamları Sahte Araştırmalar Yazıyor

 

Erişim tarihi: 15.06.2023

Kaynak: pro-lgbt.ru

 

Birkaç yıl önce, dünyanın en prestijli iki tıp dergisinin editörleri şunu kabul etti: "Bilimsel literatürün önemli bir kısmı, belki de yarısı yalan olabilir.”

Modern bilimin içler acısı durumunun bir başka kanıtı da Amerikalı üç araştırmacı James Lindsay, Helen Plakrose ve Peter Bogossyan tarafından ortaya kondu. Bu araştırmacılar bütün bir yıl boyunca sosyal bilimlerin çeşitli alanlarında kasıtlı olarak tamamen anlamsız ve hatta saçma "bilimsel" makaleler yazdılar ve bu alanda ideolojinin uzun zaman önce sağduyunun önüne geçtiğini kanıtladılar.

Ağustos 2017'den bu yana araştırmacılar, takma isimler kullanarak saygın ve hakemli bilimsel dergilere rutin bilimsel araştırma olarak biçimlendirilmiş 20 uydurma makale gönderdi. Çalışmaların konuları değişiyordu, ancak hepsi "sosyal adaletsizliğe" karşı mücadelenin feminizm çalışmaları, erkeklik kültürü, ırk teorisi sorunları, cinsel meyil, beden olumlama gibi çeşitli tezahürlerini içeriyordu. Her makale, şu veya bu "sosyal yapıyı" (örneğin cinsiyet rollerini) kınayan bir tür radikal şüpheci teori ortaya koyuyordu.

Bilimsel açıdan bakıldığında, makaleler düpedüz saçmalıktı ve eleştirilere karşılık veremiyordu. Öne sürülen teoriler, atıfta bulunulan rakamlarla desteklenmiyor, hatta bazen var olmayan kaynaklara veya aynı hayali yazarın eserlerine atıfta bulunuluyordu. Örneğin, "The Dog Park (Köpek Parkı)" makalesi, araştırmacıların yaklaşık 10 köpeğin cinsel organlarına dokunarak sahiplerine evcil hayvanlarının cinsel yönelimlerini sorduklarını iddia ediyordu. Bir başka makale, beyaz öğrencilerin atalarının yaptığı zulmün ve köleliğin cezası olarak oditoryumun zemininde zincire vurulmuş halde oturarak ders dinlemeye zorlanmalarını öneriyordu. Üçüncüsü, sağlığı tehdit eden aşırı obeziteyi, "şişman vücut geliştirme" adı altında sağlıklı bir yaşam tarzı seçimi olarak teşvik ediyordu. Dördüncüsü, bir erkeğin mastürbasyon yaparken gerçek bir kadını hayal etmesinin, kadına karşı cinsel şiddet eylemi olarak görülmesini öneriyordu. "Bizim mücadelemiz, benim mücadelemdir" adlı feminizm konulu makale ise Adolf Hitler'in "Kavgam" adlı kitabının feminist bir şekilde yorumlanmış bir bölümden oluşuyordu.

Bu makaleler, saygın hakemli bilimsel dergilerde başarıyla (!) gözden geçirildi ve yayınlandı. Bu makalelerin yazarları,  "örnek bilimsel karakterleri" nedeniyle bilimsel yayınlarda hakem olmaları için 4 kez davet bile aldı. Dahası, en saçma makalelerden biri olan "The Dog Park (Köpek Parkı)", önde gelen feminist coğrafya dergisi "Gender, Place and Culture (Cinsiyet, Yer ve Kültür)" dergisindeki en iyi makaleler listesinde onurlu (!) bir yer aldı. Bu eserin tezi aşağıdaki gibiydi:

"Köpek parkları tecavüze göz yumuyor ve gelişen bir köpek tecavüz kültürünün mekanı oluyor. Bu parklarda 'ezilen köpek' sistematik olarak ezilerek insanların bu iki konuya yönelik yaklaşımı ölçülüyor. Bu da erkeklerin eğilimli oldukları cinsel şiddet ve bağnazlıktan nasıl vazgeçirileceğine dair bir fikir verir."

Eleştirmenlerden birinin sorduğu tek soru, araştırmacıların gerçekten saatte bir köpek tecavüzü gözlemleyip gözlemlemedikleri ve cinsel organlarına dokunarak köpeklerin mahremiyetini ihlal edip etmedikleriydi.

Yazarlar, önyargılardan kurtulması gereken inceleme sisteminin bu disiplinlerdeki gereklilikleri karşılamadığını savunuyor. Bilimsel süreci karakterize etmesi gereken şüpheci kontrol ve dengelerin yerini, istikrarlı bir önyargı onayı aldı; bu da araştırmaların yanlış yönlendirilmesine neden oldu. Mevcut literatürden alıntılara dayanarak kimlik, ayrıcalık veya baskı alanlarındaki herhangi bir araştırmayı sorgulayanlar dar görüşlülük ve önyargıyla suçlanma riskini taşıdığından, politik anlamda revaçta olan her şey, hatta en çılgını bile "yüksek bilimsel" kisvesi altında yayınlanabilir hale geldi.

Çalışmalarımız sonucunda, kültür ve kimlik alanındaki araştırmalara “acınası araştırma” demeye başladık; çünkü kimliğe dayanan güç ve baskı dengesizliklerini teşhis etme çabasıyla kültürel yönleri detaylı bir şekilde sorunsallaştırma amacını güdüyorlar. Hakim kültür bize yalnızca belirli türden sonuçların kabul edilebilir olabileceğini belirtir - örneğin bu düşüncede beyaz ten veya erkeklik mutlaka bir sorun teşkil etmelidir. Sosyal adaletsizliğin tezahürlerine karşı mücadele, nesnel gerçeğin üzerine yerleştirilmiştir. En korkunç ve en saçma fikirlere politik olarak modaya uygun bir görünüm verirseniz, en üst düzeyde akademik desteği alırsınız. Gülünç veya kasıtlı olarak kusurlu olsa da, çalışmamızın bu disiplinlerdeki diğer çalışmalardan neredeyse ayırt edilemez olduğunu kabul etmek önemlidir.”

James Lindsay, Helen Plakrose ve Peter Bogossyan

Deneyi sonlandıran neydi?

Yazılan 20 eserden en az yedi tanesi önde gelen bilim adamları tarafından incelendi ve yayınlanmak üzere kabul edildi. Yayınlanan "çalışma" o kadar gülünçtü ki, yalnızca makalenin saçmalığına işaret eden ciddi bilim adamlarının değil, aynı zamanda yazarın kimliğini belirlemeye çalışan gazetecilerin de dikkatini çekti. Bir Wall Street Journal muhabiri, Ağustos ayı başlarında söz konusu yazarların yazı işleri ofislerinden birine bıraktığı numarayı aradığında, numaraya James Lindsay'in kendisi cevap verdi. Profesör kimliğini saklamadı ve deneyinden dürüstçe bahsetti. Sadece deneyin şimdilik halka açıklanmamasını istedi; böylece projeyi erken sonlandırabilir ve sonuçlarını özetleyebilirlerdi.

 

Sırada ne var?

Bu deney sonucunda ortaya çıkan bilim skandalı, Amerikan ve genel olarak Batılı bilim camiasını hâlâ sarsmaya devam ediyor. Bu üç araştırmacının yalnızca ateşli eleştirmenleri değil, desteklerini aktif olarak ifade eden destekçileri de var. James Lindsey, amaçlarını açıklayan bir video mesajı kaydetti. Ancak deneyin yazarları, bilim camiasındaki itibarlarının öyle ya da böyle yok edildiğini ve kendilerinin de iyi bir sonuç beklemediklerini söylüyorlar. Bogosyan, üniversiteden kovulacağından ya da başka bir şekilde cezalandırılacağından emin. Placrose, doktora çalışmalarına kabul edilmeyeceğinden endişe ediyor. Ve Lindsay, artık hem öğretmenlik yapmasının hem de ciddi bilimsel makaleler yayınlamasının önü kapanacak şekilde akademik olarak dışlanacağını söylüyor. Tüm bunlara rağmen, hepsi projenin karşılığını aldığı konusunda hemfikir.

James Lindsay, "Önyargılı araştırmaların eğitimi, medyayı, siyaseti ve kültürü etkilemeye devam etme riski, bizim yüzleşebileceğimiz sonuçlardan çok daha kötü" diyor.

Sahte eserlerin yayınlandığı bilimsel dergiler, bunları internet sitelerinden kaldıracaklarının sözünü verse de skandalla ilgili herhangi bir yorum yapmadılar.

Bu araştırmacıların “Akademik Şikâyet Çalışmaları ve Bilim Yolsuzluğu” adlı açık mektubundan bir alıntı şu şekildedir:

“Bu projeyi, akademik araştırmalara zarar veren acınası araştırma gerçeklerini incelemek, anlamak ve ifşa etmek için üstlendik. Halihazırda cinsiyet, ırk, toplumsal cinsiyet ve cinsellik gibi kimlik konuları (ve bunları araştıranlar) hakkında açık ve dürüst bir konuşma yapmak pratikte imkansız olduğundan, bu konuşmaları yeniden başlatmayı hedefliyoruz. Bunun, özellikle liberalizme, ilerlemeye, moderniteye, açık çalışmaya ve sosyal adalete inanan insanların sol akademisyenlerden ve aktivistlerden gelen oybirliğiyle kabul edilmiş bu çılgınlığa bakıp şunu demelerine olanak sağlayacağını umuyoruz: "Hayır, ben buna katılmıyorum. Benim adıma konuşamazsınız."