MESELE LGBT Hareketi ve Pedofili: Geçmişten Günümüze Bağlantılar ve Tartışmalar

Jeffrey Epstein davasıyla gündeme gelen pedofilinin LGBT hareketi ile ilişkisi
MESELE LGBT Hareketi ve Pedofili: Geçmişten Günümüze Bağlantılar ve Tartışmalar


Son zamanlarda, onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunma ve çocuklar üzerinden bir fuhuş ağı oluşturma suçlamasıyla tutuklanan ve hapishanede ölü bulunan Amerikalı milyarder Jeffrey Epstein'ın dava dosyaları tekrar gündeme geldi. Tanınmış, zengin ve nüfuzlu isimlerin de karıştığı bu davanın detayları yüzyılın en büyük pedofili ağını gözler önüne sermektedir. 

Ölmeden evvel verdiği son röportajlarından birinde pedofiliyi eşcinsellikle karşılaştıran Epstein, çocuklarla cinsel ilişkiye girmenin suç sayılmasının “kültürel bir sapma” olduğunu iddia etmiştir.[1] LGBT hareketinin eşcinselliği normalleştirme sürecine atıfta bulunan Epstein, pedofilinin de benzer bir sürecin başında olduğunu ve bu durumun zamanla normalleşeceğini ima etmiştir. Pedofilinin bir sapkınlık olmadığına ve yalnızca toplumsal kabule ihtiyaç duyduğuna işaret eden bu sözler, bir cinsel suçluya ait olmaktan öte, bugün ne yazık ki LGBT topluluğu bünyesinde gelişen pedofili örgütlerinin dayandığı ideolojiyi yansıtmaktadır.

Jeffrey Epstein
Jeffrey Epstein'ın malikanesinde Bill Clinton'un mavi bir elbise ve kırmızı topuklu ayakkabı giydiği bir yağlıboya tablosu bulunuyordu.

Pedofilinin LGBT Hareketindeki Yeri

Günümüzde LGBT hareketi pedofiliyle aynı karede yer almaktan kaçınıyor olsa da LGBT hareketini örgütsel bir yapı haline getiren isimlerin çoğunluğunda pedofili bağlantısı bulunmaktadır. Geçmişten bugüne birkaç önemli örnek üzerinden LGBT-pedofili bağlantılarını birlikte takip edelim: 

1950’li yıllarda Amerika’da yürüttüğü çalışmalarla eşcinselliğin hastalık kategorisinden çıkarılmasına ciddi katkılar sağlayan Alfred Kinsey, pedofiliyi de açıkça savunan isimlerin başında gelmektedir. Cinsel yönelim kavramını ortaya atan bu adam, cinsel yönelimlerin değişken olduğunu ve insanın hemcinsine, çocuğa ya da hayvana cinsel arzu duymasının son derece doğal bir durum olduğunu savunmuştur. Çalışmalarında, cinsel suçluların fikir ve deneyimlerine dayalı çıkarımlarda bulunan Kinsey, çocuk istismarcılarından aldığı bilgiler doğrultusunda bebekleri, doğuştan cinsel varlıklar olarak nitelendirmiş ve yetişkinlerle cinsel temasın onlara zarar vermeyeceği yönünde akıl almaz iddialarda bulunmuştur. Pedofiliyi normalleştirmeye dayalı bu iddialar, Kinsey’in raporlarında da yer almaktadır ve çocukların sözde cinsel haz sürelerini içeren meşhur Tablo 34’ün bu şekilde oluşturulduğu bilinmektedir. Eşcinsellik, pedofili ve hatta zoofiliyi bir “cinsel yönelim” olarak algılayan Kinsey’in raporları, eşcinselliğin normalleştirilmesi sürecinde sözde bilimsel kanıt olarak kullanılmıştır. 

Pedofili
LGBT hareketinin öncülerinden olan Mattachine Society'nin kurucusu Harry Hay, aynı zamanda pedofili örgütü olan NAMBLA'nın aktivistlerindendir.

LGBT hareketlerinin öncülerinden kabul edilen Mattachine Society adlı oluşum, 1952’de meşhur eşcinsel ve pedofili aktivisti Harry Hay tarafından kurulmuştur. Harry Hay aynı zamanda doğrudan bir pedofili örgütü olan NAMBLA’nın (North American Man-Boy Love Association/Kuzey Amerika Yetişkin Erkek ve Erkek Çocuğu Aşk Derneği) aktivisitlerindendir. Hay, erkek çocuklara ilgi duyan adamların varlığından bahsederek bu durumun da bir “gey meselesi” olarak ele alınması gerektiğini savunmuş ve eşcinsellik ve pedofili arasında sarsılmaz bağların olduğuna dikkat çekmiştir. Bu düşüncelerin etkisiyle NAMBLA, LGBT hareketinin çatı kuruluşu olan ILGA’ya (International Lesbian and Gay Association-Uluslararası Lezbiyen ve Gey Topluluğu) üye olmuş ve resmi olarak ILGA bünyesinde tam 11 yıl boyunca diğer LGBT örgütleriyle birlikte faaliyet göstermiştir. Tarihler 1994’ü gösterdiğinde Birleşmiş Milletler’den danışmanlık statüsü alan ILGA, pedofili örgütleriyle olan ilişkisinin basına yansıması nedeniyle, BM’deki konumunu ve 118 milyon dolarlık karşılıksız fonu kaybetmemek adına NAMBLA ile olan ilişkilerini “resmi” olarak sonlandırmak zorunda kalmıştır. Atılan bu adım, günümüzde LGBT hareketinin pedofilileri desteklemediği yönündeki iddialara dayanak olarak kullanılmaktadır, ancak ayrılma kararının tamamen finansal kaygılar nedeniyle alındığı açıkça görülmektedir.  

“Trans Çocuklar Vardır” Söylemi

Bu noktada özellikle yinelemek gerekir ki LGBT hareketinin ideolojik altyapısında pedofiliyi kapsayan ve meşrulaştıran birçok argüman bulunmaktadır. Son yıllarda sıkça duyduğumuz “trans çocuklar vardır” söylemiyle daha da aşikar hale gelen bu durum, esasen LGBT hareketinin temelini oluşturan “queer ideolojisinin” çocuklara uzanan bir koludur. Queer ideoloji (veya kuir teori) olarak adlandırılan bu görüş, temelde cinsel sınırsızlık fikrini savunan, cinsiyet konusunda belirli bir kalıba girmeyi reddeden ve bunun toplumsal düzende var olması için çalışan bir LGBT ideolojisidir.

İdeolojinin kurucu teorisyeni Gayle Rubin, “Seksi Düşünmek” isimli makalesinde, pedofiliyi açıkça desteklemekte ve bu sapkın davranışı sergileyenler için “erotizmi, kuşak sınırını aşan insanlar” ifadesini kullanmaktadır.[2] Çocuk pornosunun serbestliğini savunan Rubin, çocukları taciz ve istismardan koruma yasalarına da karşı çıkmıştır. Bu yasaların, NAMBLA başta olmak üzere pedofili örgütleri hariç hiçbir oluşum tarafından protesto edilmemesini de eleştiren Rubin, yasaların cinsel özgürlükleri kısıtlayacağı iddiasını öne sürerek pedofilinin meşruiyetini savunmuştur.   

LGBT çevrelerinden gelen ve pedofilinin de bir “cinsel yönelim” olduğu, tedavisinin mümkün olmadığı yönündeki açıklamalar, örgütlerin esas niyetlerini ortaya koymaktadır. Bu örgütlerin şimdiden çocuklara karşı cinsel eyleme geçmek veya geçmemek, çocuklarla cinsel ilişkinin serbestliğini savunmak veya onlara zarar vermeyi istememek gibi iki farklı görüş etrafında kümelenmeye başladıklarını söylemek mümkün. Yani onlara göre eyleme dökülse de dökülmese de pedofili fikir olarak serbest olmalıdır. Meseleyi, çocuklara karşı eylem-eylemsizlik boyutu üzerinden tartışmaya açan LGBT örgütlerinin, toplumların kendilerine yönelttiği haklı öfkeyi bu şekilde yatıştırmaya çalıştıklarını da söylemek mümkün olacaktır. 

Dünyadan Örneklerle Pedofili Savunucuları ve Ortak Argümanlar

Pedofiliyi meşrulaştırma çabalarında en ileri giden ülke Hollanda olmuştur. 2022’de yayınlanan bir rapora göre dünya genelinde en fazla çocuk istismarı oranına sahip Hollanda’da (%32), pedofiliyi meşrulaştırmak üzere bir siyasi parti kurulmuştur.[3] Yardımseverlik, Özgürlük ve Çeşitlilik Partisi adıyla ilk kez 2006 yılında kurulan PNVD, o dönemde yeterli destek ve ilgiyi bulamayarak seçimlere katılamamış ve 2010 yılında faaliyetlerini sonlandırmıştır. Ancak, LGBT hareketinin küresel düzeyde gördüğü destekten cesaret bulan parti üyeleri, 2020 yılında tekrar faaliyete geçme kararı almıştır. “Her yaş için cinsel özgürlük” talebiyle yola çıkan PNVD, çocuklarla cinsel ilişkinin serbest bırakılmasını savunmakta ve cinsel ilişkide yasal yaş sınırını kaldırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, parti üyeleri ülkede yasak olan çocuk ve hayvan pornosunun yasallaştırılmasını ve ölülerle cinsel ilişkinin (nekrofili) serbest bırakılmasını da savunmaktadır. 

Pedofili
Pedofiliyi meşrulaştırmak üzere Hollanda'da kurulan PNVD partisinin kurucuları.

Yine Hollanda’da, pedofilinin toplumsal düzeyde normalleştirilmesini ve yetişkinler ile çocuklar arasında cinsel ilişkinin yasallaştırılmasını savunan Vereniging Martijn Derneği’nin, LGBT örgütü ILGA’nın himayesinde faaliyetlerini sürdürdüğü bilinmektedir. Tepki çekeceği korkusuyla ILGA bünyesinden “resmi” olarak ayrılan bu derneğin eski başkanı ise, Ekim 2018'de çocuk pornografisi bulundurmaktan suçlu bulunmuş ve üç yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Eski başkan Ad van den Berg, aynı zamanda pedofili savunucusu siyasi parti PNVD’nin halka açık üç üyesinden biri olmuştur.

Dünya üzerinde pedofili aktivistlerinin en aktif olduğu yer ise Almanya’dır. 1970-80’li yıllarda doğrudan pedofili ile bağlantılı bir düzine dernek veya oluşumu bünyesinde barındırmış olan Almanya, geçmişten bugüne pedofili tartışmalarının da merkezi haline gelmiş bir ülkedir. Nitekim yakın zamanda Würzburg Üniversitesi’nde yapılan bir TedX programında Mirjam Heine isimli aktivistin pedofiliyi savunan bir konuşma yapmasına izin verilmiştir. Böyle bir konunun toplum içerisinde dile getirilmesi dahi mümkün olmamalıyken, çocuk istismarına kapı aralayan görüşlere bir üniversite salonunda mikrofon tutulmuştur. Konuşmasında -tıpkı Alfred Kinsey ve Jeffrey Epstein gibi- eşcinselliği “doğal” bir cinsel yönelim olarak tanımlayan Heine, pedofiliyi de bu kapsamda değerlendirmek gerektiğini savunmuştur. Cinsel yönelimlerin değiştirilemez olduğu iddiasından yola çıkarak, pedofilinin de değiştirilemeyeceğini dolayısıyla toplum tarafından kabul edilmesi gerektiğini ifade eden Heine’nin yaklaşımı, LGBT hareketi içerisinde de açıktan desteklenmeye başlamıştır. 

Son olarak Dünya Transgender Sağlığı Mesleki Birliği (WPATH) Danışmanı Miranda Galbreath’in medyaya yansıyan açıklamaları, LGBT üyelerinin bu konudaki yaklaşımına somut bir örnektir. Sosyal medya hesabında bir video yayınlayan Galbreath, “pedofili” kelimesi yerine “küçüklere ilgi duyan kişi/minor attracted person (MAP)” ifadesinin kullanılması gerektiğini belirtmiştir. Pedofili kelimesinin olumsuz çağrışımları olduğunu düşünen Galbreath: “Neye ilgi duyduklarını onlar seçmedi. Tıpkı bizlerin neye ilgi duyduğumuzu seçmediğimiz gibi.” şeklindeki ifadeleriyle bu durumun bir tercih olmadığını ifade etmiştir.

Amerika’da Old Dominion Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak görev alan transseksüel Allyn Walker ise, çocuk istismarı ve cinsel şiddetle mücadele etmeyi amaçlayan Prostasia Vakfı’na verdiği bir röportajda pedofili yerine küçüklere ilgi duyan kişi tabirinin kullanılması gerektiğini ifade etmiş ve çocuklara cinsel arzu duymanın yanlış olmadığını savunmuştur. Walker’ın pedofiliyi meşrulaştırmaya çalışan açıklamaları kampüs içinde büyük yankı uyandırmış ve istifası istenmiştir. Konuşmanın geçtiği Prostasia Vakfı’nın ise pedofili yerine “çocuklara ilgi duyan kimseler” tabirini benimseyen ve pedofillerin oluşturduğu bir topluluk ile işbirliği yapan bir kuruluş olduğu ortaya çıkmıştır. 

Görüldüğü üzere LGBT hareketi tarafından kamusal alanda gerçekleştirilen tüm konuşmalar gün geçtikte tamamen pedofilinin de eşcinsellik gibi sözde cinsel yönelim olduğu ve değiştirilemeyeceği fikri üzerine kurulmaktadır. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, LGBT hareketi içerisinde halihazırda kendisini eşcinsel, biseksüel veya trans olarak tanımlayanlar arasında da çocuk istismarı suçlarının görülme sıklığıdır. Bu tarz haberler günden güne artmaktadır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri'nde eyalet meclisine seçilen ilk açık trans milletvekili Stacie Laughton, görevde kaldığı süre zarfında LGBT hareketi lehine birçok faaliyet yürütmüş ancak çocuklara yönelik cinsel istismara yardım ve yataklık etme, cinsel istismara ait görüntüleri yayma suçlamalarıyla 2023 yılında tutuklanmıştır.

Bir diğer örnek ise, Kanada’da North Peace Pride Society (NPPS) adlı LGBT kuruluşunun yönetim kurulu başkanı olarak görev yapan Sean Gravells’ın, 16 yaşından küçük çocuğa karşı cinsel müdahale, cinsel istismar, çocuk pornografisi bulundurma ve çocuk pornografisi ithal etme ve dağıtma suçlamalarıyla 2023 yılında gözaltına alınmasıdır. Çocuklara yönelik birçok program yürüten NPPS’ın faaliyetlerine bakıldığında, 2022 yılında “All ages drag show/Her yaşa uygun drag gösterisi” düzenlendiği ve Gravells’ın da bu etkinlikte yer aldığı görülmektedir. Drag gösterileri esasen, kadınlara ait kıyafetler giyerek yine kadınları abartılı bir şekilde taklit eden yetişkin erkeklerin sergilediği bir sahne performansıdır ancak LGBT hareketinin “trans çocuklar vardır” söylemiyle birlikte, bu tarz gösterilerin yaş sınırı ilkokul çağına kadar düşmüştür.

Drag queen
NPPS adlı LGBT kuruluşunun "her yaşa uygun drag gösterileri" düzenlediğini duyuran afişlerden bazıları.

Bu bağlamda dünyaya “drag çocuk” olarak lanse edilen ve Onur yürüyüşlerinin maskotu haline getirilen Desmond Napoles’in hikayesi oldukça önem kazanmaktadır. Yedi yaşından itibaren bir drag queen olarak yaşamaya başlayan Desmond, şimdilerde ABD’deki gey barlarda sahne almaktadır. Ağır makyajlar ve kadınsı kıyafetlerle eşcinsel erkeklerin karşısında dans eden bu oğlan çocuğu medya kanalları aracılığıyla “Amerika’nın geleceği” olarak nitelendirilmektedir. “Haus of Amazing” ismiyle çocuklara yönelik bir drag kulüp kuran Desmond, röportajlarından birinde açık açık LGBT’ye P harfini ekleyeceklerini ifade etmiştir. 

Desmond hakkında detaylı bir araştırma yapan Turkuaz Kitap yayın yönetmeni Gülenay Börekçi’nin ulaştığı bilgiler ise bu çocukların nasıl bir tehlike ile karşı karşıya kaldığını gözler önüne sermektedir. Börekçi’nin aktardığı bilgilere göre, Desmond’ın kariyer planlamasında en etkili olan kişi annesidir ve annesinin akıl aldığı adam ise 70’lerde “Club Kids” adlı bir oluşumla New York’u kasıp kavuran pedofili yanlısı Michael Allig’dir. 

Desmond'ın bu adamla olan videosunu inceleyen Börekçi, çok çarpıcı detaylara ulaşmıştır. Söz konusu YouTube videosunda, Allig ve bir başka adam arasında oturan Desmond’ın konuştuğu esnada Allig’in tuhaf tuhaf güldüğü ve imalı sözler ettiği görülmektedir. Arkalarında ise Allig’in yaptığı tablolardan biri asılıdır. Tablonun görünen kısmında bir çocuğun ayakları ve üzerinde “Rohypnol” yazmaktadır. “Rape Drug” yani tecavüz hapı olarak bilinen Rohypnol, pedofillerin tecavüz eylemlerinde kullandıkları ilaçlardan biridir. İçen kişi olanları hatırlamamaktadır. Ortaya çıkan tablo göstermektedir ki LGBT hareketinin temel unsurları ve topluma sunduğu yaşam tarzı oldukça dehşettir. 

Pedofili
 Yedi yaşından itibaren bir drag queen olarak yetiştirilen erkek çocuğu Desmond Napoles, LGBT hareketinin pedofilik amaçlarını gözler önüne seren örneklerden biridir.

Pedofili Üzerinden Siyaset Kurma Çabaları

Yazının başına dönecek olursak Jeffrey Epstein davası, gelecekle ilgili çok önemli bir noktaya işaret etmektedir. Pedofilinin üst düzey kesimde –özellikle de Amerikan siyasetçileri ve bürokratları arasında– bir yaşam tarzı haline gelmiş olması, bu iş için özel bir ada tutulması gibi detaylar, bu isimler için bir tehdit ve şantaj unsuru da oluşturmaktadır. Epstein gibi kilit bir ismin çok fazla şey bildiğini söylemesinin ardından şüpheli bir biçimde ölmesi, birilerinin bu konu üzerinde yapabileceklerinin sınırsız olduğunu gözler önüne sermektedir. İtibarlarını kaybetmek istemeyenler için şu noktada atılması gereken en önemli adım pedofilinin normalleştirilmesi ve bu sayede bir suç unsuru olmaktan çıkarılmasıdır. Mevcut düzeni değiştirebilmek adına LGBT hareketinin çocuklar üzerindeki politikalarına hız kazandırılmış, dernekler düzenli olarak fonlanmış, dizi reklam ve sinema sektöründe LGBT temalı yayınlar yapılmış, müfredatlara ve eğitim materyallerine cinsiyetsizliği savunan içerikler yerleştirilmiştir. Epstein davası ve bu davada adı geçen milyarderler ve güçlü siyasetçiler, LGBT hareketinin toplumsal ve kültürel dirence karşın nasıl bu kadar hızlı bir şekilde varlık gösterebildiğini ve nasıl bu kadar büyük maddi destekler alabildiğini göstermesi açısından oldukça önemlidir.

LGBT hareketinin Amerika’da büyüyüp gelişmesi ve buradan aldığı destekle faaliyet alanını kısa süre içerisinde uluslararası düzeye taşıması tesadüf değildir. Bir dünya gücü olarak bilinen Amerika’nın bürokratik kesiminde çocuk istismarına bulaşan isimler yalnızca Epstein ile sınırlı kalmamış, Hillary Clinton ve Barack Obama’nın da adının geçtiği Pizza Gate skandalı ile başlayan süreç çocuklar üzerinde birden fazla istismar ve fuhuş ağı oluşturulduğunu gözler önüne sermiştir. 2016 yılında Clinton'ın üst düzey kampanya danışmanı John D. Podesta'nın maillerinin wikileaks tarafından sızdırılması ile başlayan süreçte birçok yolsuzluk dosyasıyla birlikte çocuk istismarına ilişkin kanıtlar ortaya çıkarılmıştır. Amerikan seçimleri öncesi kritik bir süreçte ortaya çıkarılan belgeler büyük ses getirmiş olsa da iddialar örtbas edilmiştir.

Yakın zamanda şahit olduğumuz Epstein davası da benzer şekilde iç siyasette yaşanılanlara dayandırılmakta ve olayın yeniden gündeme getirilmesinde siyonistlerin parmağı olduğu iddia edilmektedir. Eş zamanlı olarak Amerika’nın New York şehrinde bir sinagogun altında ortaya çıkan tünellerin ise siyonistlerle yaşanan krizle bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Nitekim Filistin’de yaşanan soykırım sebebiyle ulusal ve uluslararası arenada zorluk yaşayan Amerika, sinagoga yapılan ani bir baskın neticesinde toplumun hiç alışık olmadığı görüntüleri ekranlara servis etmiştir. İçeriden çıkan kanlı yataklar, bebek arabaları, mazgallardan çıkan Yahudiler bir anda ülkenin ve dünyanın gündemine oturmuştur. Güçler dengesinin oldukça karmaşık olduğu bu tabloda kesin olan tek şey çocukların tehlike altında olduğudur.

Kaynak: 

[1] https://www.nytimes.com/2019/08/12/business/jeffrey-epstein-interview.html
[2] https://bpb-us-e2.wpmucdn.com/sites.middlebury.edu/dist/2/3378/files/2015/01/Rubin-Thinking-Sex.pdf
[3] https://www.iwf.org.uk/news-media/news/eu-still-hosts-the-most-child-sexual-abuse-material-in-the-world/