Transgender ideolojisinin okullardaki boğucu baskısı

Öğretmen John Rickards, transgender ideolojisinin öğretmenlik yaptığı kız okuluna nasıl sızdığını ve bunu sorgulayan öğrenciler için sonuçlarının ne kadar ağır olduğunu kaleme aldı.
Transgender ideolojisinin okullardaki boğucu baskısı


Kaynak: transgendertrend.com
Erişim Tarihi: 28.03.2023

Öğretmen John Rickards, transgender ideolojisinin (kişilerin biyolojik cinsiyetlerine belli yollarla müdahalede bulunup bir diğer biyolojik cinsiyete bürünme yanılgılarını savunan ideoloji) öğretmenlik yaptığı kız okuluna nasıl sızdığını ve bunu sorgulayan öğrenciler için sonuçlarının ne kadar ağır olduğunu kaleme aldı. Hükümetin okullarda siyasi tarafsızlığa ilişkin yeni kılavuzunda şu ifadeler yer alıyor:

"Siyasi tarafsızlığa ilişkin mevcut yasal gereklilikler, türüne veya finansman düzenlemesine bakılmaksızın tüm okulları kapsamaktadır. Buna bağımsız okullar da dahildir. Bu yasal görevler okullar için şu anlamlara gelmektedir:
Partizan siyasi görüşlerin desteklenmesi yasaklanmalıdır.
Siyasi konulardaki karşıt görüşlerin öğrencilerin dikkatine dengeli bir şekilde sunulmasını sağlamak için gerekli adımlar atılmalıdır."
 

'Toplumsal cinsiyet eleştirel' görüşler (cinsiyetin gerçek ve değişmez olduğu inancı), Maya Forstater davasını takiben 2010 Eşitlik Yasası kapsamında korunmaktadır. Ancak bu görüşlerin yetişkin dünyasında yüksek profilli yasal davalar ve JK Rowling gibi ünlülerin uğradığı zorbalık ve hakaretler yoluyla nasıl susturulduğunu biliyoruz. Öğretmen John Rickards'ın aşağıdaki üzücü yazısı, bunun okullarda da yaşandığını gösteriyor:

Transgender İdeolojisinin Okullardaki Boğucu Baskısı

Arada sırada, toplumumuzun atar ve toplar damarlarında dolaşan ideolojilerin genişliğine ışık tutan münferit bir durum ya da olay meydana gelir. Transgender ideolojisi, bugün kamusal söylemde sorgulanması yasaklanan en son dogma gibi görünüyor.

Böyle bir olay birkaç hafta önce öğretmenlik yaptığım kız ortaokulunda meydana geldi. Bu olay, Lortlar Kamarası'nın bir üyesinin 6. sınıf Kişisel, Sosyal, Tıbbi ve Ekonomik Eğitim oturumuna yaptığı 'eğitici' bir ziyaretin ardından gerçekleşti. Biz ona 'Barones A' diyeceğiz. Tanınmış bir LGBTQ konuşmacısı ve aktivisti olan Barones A’nın transgender meseleleri hakkındaki görüşleri, transgenderizm yanlısı kuruluşlar olan Mermaids ve Stonewall'un görüşlerinden (ya da son yıllardaki konumundan) farklı değildir. Çalıştığım okulun resmi bir 'Stonewall Çeşitlilik Şampiyonu' olduğunu ve geçmişte Mermaids'i okulun çoğuna hitap etmesi için davet ettiğini de belirtmem gerekir.

Okul bir zamanlar, ahlaki ve etik konulara değinmek, düşünce ve tefekkür için gıdalanmak üzere çeşitli dinlerden konuşmacıları davet ediyordu. Bu konuşmaları genellikle öğrencilerin konularla ilgili kendi duygu ve düşüncelerini paylaşabilecekleri ve hatta isterlerse karşı çıkabilecekleri soru-cevap oturumları takip ederdi. Zira bugünlerde hiç kimsenin dini inançların temel ilkelerini sorgulamadan kabul etmesi beklenmiyor. Ben de Hıristiyan doktrinine ilişkin bazı katı görüşlere sahip olmamın beklendiği bir geçmişten geliyorum. Son birkaç yıldır okullarımızda olup bitenlerin tehlikesine karşı beni ilk uyaran şey, mevcut transgender ideolojisinin geçmişte içine düştüğüm köktendinciliğe olan benzerliğini görmek oldu.

Barones'in okulu ziyaret ettiği gün ders sonrası bir etkinliğe, Barones’in toplantısına katılan 6. sınıf öğrencilerinden oluşan küçük bir grup çok geç ve heyecanlı bir halde geldi. Öğrendiğime göre, 6. sınıf merkezinde büyük bir tartışma yaşanmış ve bu tartışmaya şahit olmak için geride kalmaları 'gerekmişti'. Bu tartışma, çok sayıda kızın, soru-cevap sırasında Barones A'nın pozisyonunu sorgulama cüretini gösteren 18 yaşındaki bir kıza sözlü olarak “sataşmasıydı”. Daha sonra kızın, Lortlar Kamarası'nda 'Barones A'dan farklı görüşlere sahip olan 'Barones B' adında başka bir kişi daha olduğundan bahsettiğini ve farklı pozisyonları hakkında tartışıp tartışmadıklarını bilmek istediğini öğrendim.

Transgender ideolojisi

Barones B oldukça iyi tanınıyor ve görüşlerini açık yüreklilikle dile getiriyor. Örneğin; kendisinden "cis" veya "cisgendered" (fıtri cinsiyetini benimseyen, trans olmayan kişi) olarak bahsetmesinin beklenmesinin saçma olduğunu; benzer şekilde kadınlardan bazen "uterus sahipleri", "vajinalı insanlar" veya "emzirenler" olarak bahsedilmesinin de aynı derecede saçma olduğunu belirtiyor. Ayrıca biyolojik cinsiyetin varlığına yönelik mevcut saldırıyı da şiddetle eleştiriyor. 

Genç asimizin kapanış hamlesi, Barones A'ya (kendi görüşlerinin Barones B'ninkilerle daha uyumlu olduğunu açıkça belirttikten sonra) saygılı bir şekilde “onunla aynı fikirde olmadığını” söylemek oldu. Bunun gerçekten de bir “ideoloji” olduğunu ve ona ne kadar saygı gösterirseniz gösterin aynı fikirde olmamanıza izin verilmediğini fark etmemesi muhtemelen biraz saflıktı. İdeolojiler temel ilkelerinin sorgulanmasını basitçe sapkınlık olarak görürler ve sapkınların öyle ya da böyle ifşa edilmesi, saldırıya uğraması ve ortadan kaldırılması gerektiğini düşünürler. Bu sapkın, JK Rowling gibi önemli ve dokunulmaz gibi görülen figürler olsa bile fark etmez.

Okul sonrası etkinlik sırasında sık sık transfobik kelimesini içeren fısıltıları duymuş olmam, bu kızların bizim “sapkınımızı” gerçekten de bir sapkın olarak gördüğü ve paniğe kapılıp kaçmadan önce yediği dayağı sonuna kadar hak ettiği yönündeki anlatıya katıldıklarını gösteren iç karartıcı gerçek konusunda beni alarma geçirdi. O sırada kimden bahsettiklerinin farkında değildim ve sormadım. 

Kızın kendisini çok iyi tanımıyordum ama non-binary olduğunu iddia eden yakın bir arkadaşı olduğunu, bu arkadaşına saygılı bir şekilde herhangi bir cinsiyet atfetmeden hitap ettiğini biliyordum. Ayrıca, bugünlerde giderek artan sayıda genç kız gibi, anksiyete sorunları yaşadığını ve geçmişte anoreksiya nervoza nedeniyle okuldan önemli bir süre uzak kaldığını da biliyordum. Ve ayrıca 'kim olduğunu' ve 'her şeyin anlamını' keşfetmeye çalışma sürecinde alışılmadık derecede özgür düşünen ve sorgulayan biri olduğunu da biliyordum.

Ertesi gün bu anlatı 6. sınıftan alt sınıflara doğru yayılmış ve alt sınıflardan bazı kızlar tarafından tartışılmaya başlanmıştı. Bir ders sırasında 11. sınıf öğrencilerimden biri bana 6. sınıf öğrencilerinden birinin korkunç transfobik şeyler söylediğini ve 'bilinen bir transfobikten' bahsettiğini söyledi. Muhtemelen 6. sınıf öğrencilerinden çok azı Barones B'yi duymuştur ancak hızlıca cep telefonlarına baktıklarında bilmeleri gereken her şeyi öğrenebilirlerdi. Transgender ideolojisini ya da giderek artan yeni terimlerinden herhangi birini sorgulayanlar, otomatik olarak bir transfobik olarak tanımlanıyordu ve Barones B kesinlikle bu kategoriye uygun görülüyordu. Dolayısıyla genç muhalifimiz, motivasyonu ne olursa olsun, kesinlikle ev ödevini yapmış ve Barones A'nın tüylerini diken diken etmeyi başarmıştı.

Bu ideolojinin (ideolojiden kastım 'kolektifleştirilmiş sahte benlik') nasıl işlediğine ve büyüdüğüne ilk elden tanık olmak oldukça ürpertici. “Ya bizim önümüzde diz çökün ya da ölün” mesajının altında yatan şeyin iddia edildiği gibi ilgi ve şefkatle hiçbir ilgisi olmadığı açıktır. Narsisistik öfke, kinci ve intikamcı olması, (en saf haliyle) her zaman yok etmeye çalışması ve asla affetmemesi bakımından haklı öfkenin zıttıdır. 6. sınıf merkezinde yaşanan linç eylemi, narsisistik öfkenin 'neşeli saldırı' biçiminde kendini haklı öfke kılığına bürüdüğü bir örnektir. Burada, son derece iyi ve uyumlu görünen bireyler, ahlaki açıdan en yüksekte ve 'tarihin doğru tarafında' olduklarını göstermek için işbirliği yaparak bir araya gelmiştir. Ayrıca tereddüt edenlere, kendilerine uymadıkları takdirde “başlarına” ne geleceğine dair en net mesaj verilmiştir.

Transgender

Çeşitli youtube videolarında bu sürecin iş başında olduğu rezil örnekler var. Sırasıyla Yale ve Evergreen State üniversitelerinin kampüslerinde görev yapan profesörler Nicholas Christakis ve Brett Weinstein, şeytanın yüzüne olduğu gibi bakmayı, öfkeli ve son derece narsist 'sosyal adalet savaşçısı' öğrenci gruplarını ikna etmeye çalışmayı kendilerine görev edinmişlerdir. Bu kadrolu profesörlerin her ikisi de kısa bir süre sonra görevlerinden ayrılmak durumunda kalmıştır.

Olaydan sonra genç öğrencimizi ortalıkta uzun süre görmedim. Bu nedenle içimde bir tür suç işlediğime dair güçlü bir his var olduğu halde birkaç hafta önce genç öğrencimizin nasıl olduğunu sordum. Öncelikle 'neden bilmek istediğim' soruldu. Kendisinin 'artık sistemde olmadığı', 'meselenin halledildiği' ve 'bu konu hakkında konuşmadığımız' bilgisini aldım. Adil olmak gerekirse, bu cevabı almamın nedeni günümüzde hassas konuların her zaman “bilmesi gereken kişiler”' temelinde ele alınması olabilirdi. Onunla herhangi bir resmi sıfatla ilişkim olmadığı için basitçe “bilmem gerekmiyordu”. Öte yandan, kurumsal bürokrasilerde “uygun kanallar aracılığıyla iletişim kurma” ve “gereksiz yere burnunu sokmama”' gibi “gizemleştirme” yöntemlerinin nasıl işlediğini bilen herkes, bu tür bir dil ve konumda patolojik bir koku sezebilecektir. 'Bu konu hakkında konuşmuyoruz' ifadesinden hoşlanmadım ve bunu birkaç 5. ve 6. sınıf öğrencisiyle konuştum (bireysel olarak). Hepsi de kızın o gün söylediklerinde gerçekten neyin yanlış olduğunu bilmediklerini itiraf ettiler.

Ne şekilde olursa olsun ve okuldaki resmi rolüm ne olursa olsun, öğrencilerimi bir gruba ait düşüncenin tehlikeleri konusunda uyarmayı kendime görev edindim. Ayrıca bu olaydan herhangi bir ders çıkarılıp çıkarılmadığını ve genç öğrencilerimiz arasında ifade özgürlüğü ve fikirlerin özgürce ifade edilmesinin teşvik edilmesini sağlamak için ne gibi önlemler alındığını öğrenmek niyetindeydim, tabi özgürlük varsa. Yaklaşık dört yıl önce, okulun Stonewall Grubunun iki 6. sınıf liderinin, Mermaids'in ziyaretinden kısa bir süre sonra LGBTQ'yu desteklemek için personelden bağımsız olarak öğrenciler arasında bir 'sessizlik günü' organize etme görevini üstlendiklerini hatırlıyorum. Neredeyse tüm öğrenciler katılmıştı. Bazıları, bireysel dersleri sırasında sessiz kalma görevlerinden muaf tutulduklarında oldukça rahatlamış görünüyordu. Dersin başında onlara ne yaptıklarını ve neden yaptıklarını ifade etmeleri için birkaç dakika verirsem daha verimli olacağını düşünerek tartışma açtım. Hiçbiri doğru düzgün cevaplar veremedi. Biri herkes eylem yaptığı için kendisinin de katıldığını söyledi, bir diğeri ise katılmazsa hakkında kötü düşünmelerinden çekindiğini söyledi. Öğle yemeğinde personel kantininde herkesin bu konuda ne düşündüğünü sorduğumda, buz gibi bir sessizlik ve kaçamak bakışlarla karşılaştım. Bir öğretmen daha sonra bana fısıldadı: "Ne istersen düşünebilirsin ama öğrencilere tercih ettikleri cinsiyette hitap etmeye dikkat et."

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, olaydan sonra 'pek bir şey yapılmadığını' ve pek bir şey öğrenilmediğini tahmin ediyorum. Öğrenci bana 6. sınıf liderinin başlangıçta kendisine büyük bir destek verdiğini ancak grubun baskısı üzerine tutumunu değiştirdiğini söyledi. Lider tüm 6. sınıfları merkeze çağırıp hazırlanmış bir metinden bir konuşma yapmış. Bu konuşma sırasında öğrencilerden 'güvenli bir alan' sağlayamadığı ve (kendi güvenliği için) kütüphaneye kapatılmış olan öğrenciye destek verdiğinden ötürü özür dilemiş. Ancak suçlu görülen kız bu toplantıyı öğrenmiş, kapatıldığı kütüphaneden kaçmış ve arka taraftan gizlice içeri girmiş. 6. sınıf grup öğretmenlerinden biri onu fark etmiş ve dolaplara yaslanıp onu gözlerden saklamak için önünde durmuş. Ona "Muhtemelen bunu duymak istemeyeceksin" demiş. Bu söz, tüm eğitmenlerin konuşma metnini zaten duymuş olduğunu ve metnin üst yönetim tarafından yazılmış ya da onaylanmış olduğunu gösteriyor. Bir başka öğrenci de okulda herhangi bir şekilde 'nefret söyleminin' kabul edilemez olduğunun söylendiğini anlattı. 'İfade özgürlüğü'nden hiç bahsedilmedi.

Transgender ideolojisi

Burada 'güvenli alan' ve 'nefret söylemi' gibi belirsiz ve kaygan terimlerin neden ve nasıl bu ideoloji tarafından sıklıkla kullanıldığı ve silah haline getirildiği konusuna girmeme gerek yok. Bu olayda güvenli alan ve nefret söylemini tanımlamak veya örneklendirmek için hiçbir girişim olmadığını söylemem gerek. Bu toplantıdan sonra 6. sınıf lideri kendisiyle yüzleşen öğrenciye "Koca bir grup öğrencinin ifadesi nasıl yanlış olabilir? Onları da desteklemek zorundayım" demiş. Bazı öğrenciler ona geçmişte birkaç kez tepki uyandıracak, kabul edilemez laflar ettiğini söylemiş. Ayrıca kendisine "Burada olmaman gerekiyordu" (yani kütüphanede olması gerekiyormuş) denmiş. Hem öğrenci hem de 6. sınıf lideri bu karşılaşma sırasında ve aslında bu birkaç günlük kısa süre boyunca çok duygusal ve kırılgan bir durumdaymış. Birkaç hafta sonra öğrenci okuldan ayrılması gerektiğine karar vermiş.

Yakın zamanda annesi aracılığıyla kendisiyle iletişime geçtiğimde bana şunları söyledi: "Dışarıdan birinin durumun adaletsizliğini ve saçmalığını görebilmesi içimi acıtıyor. Kendimi hatalı olduğuma ikna etmek için çok uzun zaman harcadım çünkü eğer hatalı değilsem insanların bana karşı hissettiği nefreti ya da tüm hayatım alt üst olmuşken nasıl bu kadar kibirli bir şekilde oturabildiklerini düşünmek bile istemiyorum."

Annesi şöyle dedi: "Onca yıl geçirdiği okulundan böylece ayrıldığını ve kimsenin gözünü bile kırpmadığını düşünmek bizi hep üzdü. Hâlâ yaralarımızı onarmaya çalışıyoruz."

Ne yazık ki bu ideolojinin ne olduğunu ve nasıl işlediğini göremezsek bu tür olaylar tekrar tekrar yaşanacaktır. Bu tek bir bireyin suçu değil. Altıncı sınıf lideri bu ideoloji tarafından neredeyse ikiye bölündü ve bir anlamda kendisi de kurban oldu. Kutuplaşma talebi onu güç bir pozisyonda bırakmış olmalı. İlk etapta bunu anlamış olsaydı muhtemelen güçlü durabilirdi ancak bunu yapabilmek için çok güçlü, fikirlerinden emin ve güvenli bir birey gerekir. Ve ayrıca ancak mali konuda güvende olan ve işini ve kariyerini kaybetme riskini almaya hazır olan biri bu güçlü duruşu sergileyebilirdi. Transgender ideolojisi gerçekten de çok güçlüdür ve çoğu öğretmen içgüdüsel olarak bu gerçeğin farkındadır.

Tüm bunları söyledikten sonra, bu olayları halının altına süpürmeye çalışmak ve bir daha yaşanmayacağını ummak için bir güvencemiz yok. Bu olay kesinlikle tekrar yaşanacaktır. Uyanmak ve söz sahibi olmak için hepimizin sorumluluğu var. Mermaids gibi gruplar, okullarımızda transseksüellikle ilgilenirken bize 'özen yükümlülüğümüz' konusunda tavsiyelerde bulunmaktan hoşlanıyor. Bunun müdüriyet üzerinde korkutucu bir etkisi var. İdeolojiye boyun eğerek ve gerçek eğitimciler yerine aktivistleri ve propagandacıları davet ederek özen görevimizde 'başarısız' olduğumuz tablonun daha doğru bir resmi değil mi? Eğer o gün ideolog aktivist bir konuşmacı olmasaydı, genç öğrencimiz büyük olasılıkla hâlâ okulda mezuniyetine hazırlanıyor olacaktı.

O gün galeyana gelen öğrencilerden bazılarının geriye dönüp baktıklarında tutumlarını bir şekilde değiştirmiş olmaları hem yüreklendirici hem de ilginçtir. Bugün, 'öfkeli' grubun merkezinde yer alan ve baş sözcü rolünü üstlenen kızlardan biriyle konuştum. Çok ileri gittiklerini ve bundan pişmanlık duyduğunu itiraf etti. Ayrıca, ona herhangi bir yönlendirme yapmadığım halde, konu etrafında çok fazla ideoloji olduğunu ve bu konuları düzgün bir şekilde tartışmaları gerektiğini düşündüğünü de ekledi. Aferin ona. Hadi başlayalım. Ancak bu durumdan en çok zarar gören kıza yardım etmek için çok geç. Ondaki yıkım tamamlandı.