Transgender hareketi sosyal medya üzerindeki etkisini kaybediyor

Elon Musk'ın Twitter'ı satın alması üzerine toplumsal cinsiyet ideolojisi hakkındaki gerçeklerin dile getirilebiliyor olması transgender aktivizminin darbe almasına neden oldu.
Transgender hareketi sosyal medya üzerindeki etkisini kaybediyor


Kaynak: lifesitenews.com
Erişim tarihi: 24.04.2024

Transgender hareketi, Elon Musk'ın X'i (eski adıyla Twitter) satın almasının yaralarını hala sarabilmiş değil. Platformun pornografi paylaşımlarını denetlemedeki zorluğu ve muhafazakâr eğilimli figürleri gölgeleme uygulaması gibi hala bariz kusurları olsa da dünyanın en büyük sosyal medya platformlarından birinde toplumsal cinsiyet ideolojisi hakkındaki gerçekleri söylemek mümkün. Kamusal alanın dijitalleştiği bir dünyada bu önemli.

Transseksüel hareketin Elon Musk'a yönelik saldırılarının - Harry Potter yazarı J.K. Rowling'i hedef almaları gibi - tamamen geri tepmiş gibi görünmesi de önemli. Daha önceleri hareketin şirket liderlerine yönelik zorbalıkları, özellikle de "transların varlığını tehdit etmek" gibi güçlü suçlamalarla ya da bu konuda özgürce konuşmanın gençlerde intihar düşüncesine yol açtığı iddialarıyla birleştiğinde, genellikle kısa sürede geri adım atılmasını sağlıyordu. Ancak Musk şimdi transseksüel harekete, onların kendisine gösterdiği düşmanlıkla aynı gözle bakıyor gibi görünüyor. 

Öte yandan X'in kaybıyla birlikte LGBT aktivistleri, başta YouTube olmak üzere diğer platformlardaki hakimiyetlerini korumak için çabalarını artırıyor. Geçtiğimiz ay, GLAAD gibi LGBT örgütleriyle birlikte çalışan bir “gözlemci” grubu olan Media Matters, "YouTube ve sağcı içerik üreticiler trans karşıtı vitriyolden (sert eleştiriden) kazanç sağlıyor" başlıklı bir rapor yayınladı. Strateji şu şekilde işliyor:

1-Media Matters, tarafsız bir gözlemci gibi davranarak, LGBT hareketi tarafından tanımlanan nefret söyleminin "kanıtlarını" yayınlıyor.

2-Bu rapor, birçoğu kendi platformlarında "LGBT karşıtı nefret söylemi artışları" hakkında güvenilir hikayeler yayınlayan ana akım medya kuruluşlarına bir basın açıklaması olarak gönderiliyor.

3-Media Matters ve LGBT grupları yayınlanan bu hikayeleri ilk iddialarının bir kanıtı olarak gösteriyor ve sosyal medya devlerine - bu durumda YouTube'a - harekete geçmeleri için baskı yapmak için kullanıyor.

4-Sosyal medya platformundan gelen herhangi bir yanıt - ya da yanıtsızlık - da bir hikaye olarak görülüyor. Hiçbir yanıt alınmaması ise, sorumlu yöneticilerin LGBT’lilerin güvenliğini önemsemediklerinin bir göstergesi olarak sunuluyor. Yanıtlar, harekete geçme sözü, daha ileri gitmeye teşvik eden alıntılarla birlikte "doğru yönde atılmış bir adım" olarak küçük bir övgü alıyor.

5-Yöneticiler "doğru yönde" hareket etme sözü verirlerse, zorbalığı teşvik etmiş oluyorlar ve strateji sonsuz bir döngü içinde tekrarlanıyor.

 X'in kaybıyla birlikte LGBT aktivistleri, başta YouTube olmak üzere diğer platformlardaki hakimiyetlerini korumak için çabalarını artırıyor.

Payton Armstrong tarafından kaleme alınan Media Matters raporu şöyle başlıyor: “YouTube, milyonlarca abonesi olan sağcı içerik üreticilerinin transları yanlış cinsiyetlendirmesine ve ölü adlandırma (cinsiyet değiştiren kişilere tercih ettikleri isim yerine kendilerine doğumda verilen isimle seslenme) yapmasına izin veriyor ve bu içerikten reklam yoluyla para kazanıyor. YouTube yıllardır transları platformdaki nefret söylemi ve tacizden korumaya kararlı olduğunu iddia ederken, savunucuların transların kasıtlı olarak ölü adlandırılmasını veya yanlış cinsiyetlendirilmesini açıkça yasaklama çağrılarına direniyor.”

Bilmeyenler için Armstrong "yanlış zamirler" derken "doğru zamirleri" kastediyor; "ölü adlandırma" derken de kişiye "cinsiyet değiştirmeden" öncesindeki adıyla hitap edilmesini kastediyor. Armstrong'a göre, erkekten kadına cinsiyet değiştirmiş bir transseksüel olan Caitlyn (eski adıyla Bruce) Jenner'dan doğru bir şekilde “erkek” olarak bahsetmek "taciz" teşkil edecektir. Bu, LGBT hareketinin konuşmayı bastırmak için kullandığı temel taktiklerden biridir ve Media Matters bu gerçeği söyleme "tacizinden" suçlu olduğuna inandıkları herkesi listelemek için çalışır.

Armstrong raporunda, Matt Walsh, Ben Shapiro, Candace Owens, Michael Knowles, Brett Cooper, Hodge ikizleri ve Brandon Tatum'un da aralarında bulunduğu bir dizi YouTube içerik oluşturucusunu özellikle saldırgan ihlalciler olarak işaret ediyor. Bu isimlerden dördü, en başarılı muhafazakar medya kuruluşlarından biri olan ve Kadın Nedir? belgeselinin yapımcılığını üstlenen The Daily Wire haber sitesinde çalışıyor.

Armstrong şu sonuca varıyor: "YouTube geçmişte LGBT’lilere karşı bağnazlığı teşvik ederek nefret söylemi ve taciz politikalarını ihlal eden hesapları geçici olarak askıya almış ya da şeytanlaştırmış olsa da, platformun yanlış cinsiyetlendirme ve ölü adlandırma konusunda açık kurallara sahip olmaması, YouTube'u paraya çevrilmiş trans karşıtı vitriyol ile dolu hale getirdi." Talebi ise basit: YouTube'un söz konusu içerik oluşturuculara karşı harekete geçerek bu durumu derhal düzeltmesi. Süreci hızlandırmak için YouTube içeriklerini inceleyenlere kolaylık sağlamak üzere videoların kullanışlı bir listesini sunuyor. 

Diğer pek çok kişi kaldırılmış olsa da şimdiye kadar bu içerik oluşturucular YouTube'dan tamamen kaldırılmadı. X'in transseksüel meselesinde açık tartışmaya izin vermesi ve LGBT hareketinin birçok önermesinin artık ana akım basında bile sorgulanmaya başlamasıyla birlikte, bu taktiğin etkisini ne kadar sürdüreceğini görmek ilginç olacak. Önümüzdeki yıl LGBT hareketi tartışmaları bastırma çabasıyla, özellikle sansür yoluyla anlatı üzerinde kontrolü yeniden ele geçirmek üzere büyük bir baskı gösterecektir. Ancak başarısız olacaklar. Daha önce dayattıkları dogmaların pek çoğu çürütüldü ve New York Times da dahil olmak üzere pek çok ana akım yayın organı ihtiyatlı bir şekilde muhalif görüşlere yer vermeye başladı. Rüzgârların yönü değişiyor.