Seksolog Debra Soh'un trans akımına meydan okuyan kitabı: 'Toplumsal Cinsiyetin Sonu'

Seksolog Debra Soh, transgenderizmin iddialarını incelediği kitabında bu hareketin savunmasız çocuklara, sorunlu gençlere ve mahrem alanlarını erkeklerle paylaşmak durumunda kalan kadınlara nelere mal olduğunu gözler önüne seriyor.
Seksolog Debra Soh'un trans akımına meydan okuyan kitabı: 'Toplumsal Cinsiyetin Sonu'


Kaynak: mercatornet.com
Erişim tarihi: 09.05.2023

Çoğu yazar kitaplarını sevdiklerine ya da ilham veren öğretmenlerine ithaf eder. Seksolog ve sinirbilimci Debra Soh, yeni kitabı Toplumsal Cinsiyetin Sonu: Toplumumuzda cinsiyet ve kimlik hakkındaki mitleri çürütmek adlı yeni kitabını kendisini Twitter'da engelleyen herkese ithaf ediyor.

Soh kitabın başlangıcında yazdığı gibi, akademideki on bir yıllık araştırma kariyerini bıraktı, çünkü alanının transgender aktivizmi tarafından tehlikeye atıldığı ve cinsiyet ve cinsel meyil konularını inceleme özgürlüğünün sürekli olarak daraldığı açıktı. "Trans aktivistler ve seksologlar arasındaki uzun ve çirkin tarihi" değerlendirdiğinde, gerginliklerin öngörülebilir bir sonunu göremedi ve gazetecilik kariyerine geçti.

Çocukların erken yaşta cinsiyet değiştirmesine karşı çıkan ilk makalesinden itibaren mobbing (psikolojik ve sosyal baskı) başladı ve sonu gelmedi. Ancak, kendilerine hiçbir anlam ifade etmeyen ve birçok kadının rahatsız edici bulduğu "adet gören insanlar" gibi ifadelerden ve dogmalardan ötürü şaşkınlığa uğrayan ve rahatsız olan sıradan insanlardan gelen destekleyici cesaretin de sonu gelmedi. Soh bu kitabı onlar için yazdı: "Politik olarak motive edilmiş fikirleri bilimsel gerçeklerden ayırmanın neredeyse imkansız olduğu bir zamanda sorularını yanıtlamak için."

Kitap, Soh'un mitler olarak tanımladığı "cinsiyet bir spektrumdur"; "cinsiyet sosyal bir yapıdır"; "ikiden fazla cinsiyet vardır"; "cinsel meyil ve cinsiyet birbiriyle ilişkili değildir" vb. bir dizi trans hareket varsayımı etrafında düzenlendi.

Kitabın bütününün hakkını vermek için yüzlerce sayfa yazmak gerekir, çünkü translarla ilgili çok geniş bir yelpazeyi ustalıkla ele alıyor. Örneğin Soh'un genç kızlarda "hızlı başlangıçlı cinsiyet disforisinin (cinsiyet hoşnutsuzluğu) sosyal bulaşıcılığı hakkındaki bölümü mükemmel.

Soh, transgender hareketinin öğretilerindeki içsel çelişkileri son derece sakin, rasyonel ve hassas bir şekilde inceliyor. Soh'un meydan okuduğu mantralara sürekli maruz kalarak yarı ikna olmuş pek çok okuyucu için Soh'un ifşası susuzluktan kavrulmuş toprağa yağmur gibi düşecektir.

Debra Soh
Seksolog ve sinirbilimci Debra Soh, kitabını kendisini Twitter'da engelleyen herkese ithaf ediyor.

Soh'a göre sadece iki cinsiyet vardır ve bunlar doğumda "atanmaz". Cinsiyetimizi erkek ve dişi gametler (yumurta, sperm) belirler ve cinsiyet ikilidir, "bir spektrum değildir." İdeolojinin ürettiği bir kavram olan "cinsiyet kimliği" de "hem kimlik hem de ifade açısından" biyoloji temelli ve dolayısıyla ikilidir. "Sosyal bir yapı olmadığı gibi anatomi veya cinsel meyilden de ayrı değildir."

Klasik feministler bize "sosyal inşa" kavramını kazandırmıştır. Feministler ilgi, sunum ve davranışlardaki cinsiyete dayalı farklılıkların ataerkillikten ve öğrenilmiş davranışlardan kaynaklandığına inanır. Soh, bilim bize aksini söyler, diyor. Erkek ve kadın beyinleri bariz bir şekilde farklıdır. Artık, diyor Soh, feministler de bizim dediğimize geliyor, çünkü bu keskin bir içgörü.

Cinsiyetin değişkenliği, birçoğu transseksüel, agender (bir cinsiyeti olmadığını söyleyen), bigender (iki cinsiyetli olduğunu söyleyen ama kadın-erkek değil) veya genderqueer (hemen hemen her anlama gelebilir) olduğunu söyleyen Y kuşağı arasında hızla trend oluyor. Soh, "Daha fazla insan bu etiketleri üstlendikçe non-binary olmak bir topluluk, aidiyet ve kabul görme bulmanın bir yolu haline geldi," diye gözlemliyor.

Soh, X kuşağının altıda birine kıyasla Z kuşağının üçte birinin ve Y kuşağının dörtte birinin bu etiketlerden birini kullanan birini tanıdığına dair bir rapora atıfta bulunuyor. (Soh'un gözlemi, Evergreen Eyalet Üniversitesinde yapılan ve öğrencilerin yüzde 50'sinin kendine LGBT ya da "sorgulayan" dediği bir anketle de destekleniyor.)

Transgender hareketi maymun iştahlıları, zihinsel olarak kırılgan olanları, akıl hastalarını, hatta fırsatçı ve cinsel olarak saldırgan olanları hedef alarak cinsiyet değişkenliği kavramını normalleştirmiş ve sıradanlaştırmış, böylelikle de trans sayısını radikal bir şekilde artırmıştır.

Ancak bu yapay demografik artış, saf çocuklara, savunmasız sorunlu gençlere, kadın sporculara ve artık cinsiyet ideolojisi temelinde erkeklerle mahrem alanı paylaşmak zorunda kalan tüm kadınlara büyük bir maliyet getirmiştir. Soh, "kült benzeri" trans hareketinin toplumsal olarak kendini öne çıkarmasının en vahim sonuçlarından biri olan ‘normalliğin toplumsal olarak aşağılanması’ konusunda özellikle rahatsızdır.

Soh, "Non-binary aktivistlerin tanımına göre, dünya gezegenindeki herkesin cinsiyeti non-binary'dir" diyor. Sonuç olarak, sadece cinsiyetinden hoşnutsuzluk duyan çocuklar, otantik benliklerine doğru büyümelerine izin verilmek yerine, henüz çocuk yaşta trans olmaya yönelmeye teşvik ediliyor.

Bu hareketin neden olduğu zararlar karşısında hepimizin dehşete düşmesi gerekmez mi?