LGBT Nedir: LGBT açılımı, sembolleri ve ideolojik arka planı

LGBT hareketi, “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği çeşitliliğini” savunan bir toplumsal dönüşüm çabası olarak öne çıkıyor.
LGBT Nedir: LGBT açılımı, sembolleri ve ideolojik arka planı

 

LGBT hareketi, toplumsal dönüşüm çabasıyla öne çıkan ve "cinsel yönelim" ile "cinsiyet kimliği çeşitliliği"ni savunan bir etkileşim alanıdır. Bu yazıda, LGBT'nin temel bileşenleri, sembolizmi ve ideolojik arka planı ele alınacaktır. Ayrıca, bu hareketin tarihine ve küresel etkilerine dair önemli noktalara da değinilecektir.

LGBT Açılımı

  • L harfi: Kadınlara ilgi duyan lezbiyenleri simgeler.
  • G harfi: Erkeklere ilgi duyan geyleri temsil eder.
  • B harfi: Hem erkek hem kadına ilgi duyan biseksüelleri ifade eder.
  • T harfi: Hormon ilaçları kullanarak veya cerrahi müdahale ile cinsiyet değişikliği yapan ya da karşı cinsiyetin görünümünü benimseyen transseksüelleri/transları ifade eder.
LGBT nedir
LGBT hareketinin farklı kollarını temsil eden bayraklardan bazıları.

Gökküşağı Bayrağı ve Sembolizmi

Gökkuşağı bayrağı, LGBT sembollerinin önde gelenlerinden bir tanesidir. Orijinal LGBT bayrağı, kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert, menekşe ve pembe olmak üzere sekiz renkten oluşur. Ayrıca, transseksüelliği, biseksüelliği, geyliği temsil eden farklı bayraklar da bulunmaktadır.

Gökkuşağı bayrağı özellikle çocuklara yönelik içeriklerde sıkça kullanılmaktadır. Büyük platformlar arasında öne çıkan Netflix gibi yayın servisleri, bu materyalleri masumane bir niyetle değil, ideolojik amaçlar doğrultusunda kullanmaktadır. Bu durum, genç yaşlarda bu sembollerin tanıtılması ve hayranlık uyandırılması yoluyla LGBT ideolojisinin fikirsel olarak normalleştirilmeye çalışıldığını göstermektedir.

LGBT İdeolojisi ve Cinsiyet Anlayışı

Biyolojik olarak kadınlar XX kromozomlarına, erkekler ise XY kromozomlarına sahiptir ve farklı cinsel organlarla doğarlar. Türkçe’de bu “cinsiyet” terimi ile ifade edilirken, İngilizce’de "sex" terimiyle ifade edilir. (“İnterseks” olanlar, her iki cinsiyete ait özelliklere sahip olarak doğarlar ve bu durum oldukça nadir bir durumdur. Bu olgu “hünsalık” olarak da bilinmektedir.) 

Ancak farklı düşünce akımlarını benimseyen eşcinsellik savunucuları, cinsiyetin ikili bir sistemle sınırlı olmadığını ve bu konunun sadece biyolojik faktörlere indirgenmemesi gerektiğini iddia etmektedir. Bu perspektife göre, Türkçe’de “toplumsal cinsiyet” şeklinde ifade edilen "gender" terimi, kişinin kendini hissettiği cinsiyeti ifade etmek için "sex" teriminin yerine kullanılmaya başlamıştır. “Gender” terimi, kişinin biyolojik cinsiyetten bağımsız olduğu iddia edilen “cinsiyet kimliğini” tanımlar; yani kişinin fıtri cinsiyetinden bağımsız olarak kendini hangi cinsiyette hissettiğini belirtir. Bu ayrım, feminizm ve LGBT hareketleri gibi sosyal hareketlerin etkisiyle giderek belirginleşmiştir. Bu düşünce akımları, cinsiyetin bir spektrum olabileceğini ve kişilerin kendilerini bu spektrumda farklı noktalarda tanımlayabileceğini savunmaktadır.

Günümüzde, 3. dalga feminizmin öncülerinden queer teorisyeni ve LGBT savunucusu Judith Butler, cinsiyetin sosyal olarak yapılandırılmış bir performans olduğunu ve cinsiyet kimliğinin doğuştan gelen bir özellik olmadığını savunur. Ona göre, cinsiyet normları ve rolleri toplumsal olarak inşa edilmiştir ve tekrar edilen bir dizi performans ve ritüel aracılığıyla sürdürülmektedir. Bu gibi düşünce akımları, geleneksel cinsiyet normlarına meydan okumakta, cinsiyet karmaşası ve ahlaki yozlaşma gibi sonuçlar doğurmaktadır.

LGBT nedir
3. dalga feminizmin öncülerinden queer teorisyeni ve LGBT savunucusu Judith Butler.

LGBT Tarihinde Önemli Olaylar

Geçmişte birçok toplum, eşcinsellik ve cinsel sınırsızlığı genellikle tabu olarak kabul etmiş ve hatta suç olarak görmüştür. Tıp camiasının izlediği tanı ve ölçek kitapçığını sunan APA (Amerikan Psikiyatri Birliği) bile 1950'lerde homoseksüelliği "sosyopatik kişilik bozukluğu" kategorisinde sınıflandırmıştır.

Ancak 20. yüzyılın ortalarına doğru, Batı'da LGBT için örgütlenmeler ve aktivist gruplar ortaya çıkmaya başlamıştır. Özellikle sözde bilim adamı Alfred Kinsey'in tartışmalı çalışmalarının etkisiyle, homoseksüelliğin hastalık kategorisinden çıkarılması için ciddi eylemler ve baskılar düzenlenmiştir. Stonewall ayaklanmaları (1969) gibi önemli olaylar, LGBT hareketinin temellerini atmıştır.

Stonewall ayaklanmaları, New York'taki Stonewall Inn adlı eşcinsel barda polis baskınlarına karşı başlayan ve birçok LGBT üyesinin katıldığı bir isyan olarak tarihe geçmiştir. Bu olaylar, modern LGBT hareketinin başlangıcını simgelemekte ve her yıl Haziran ayında Pride Month (Onur Ayı) etkinlikleriyle anılmaktadır. 1970'lerde artan LGBT baskısının sonucunda APA eşcinselliği hastalık kategorisinden çıkarmıştır. (daha detaylı bilgi için Mesele: Eşcinsellik dosyasına bakınız.)

Eşcinsellik savunucularının baskıları bununla sınırlı kalmamıştır. Aktivistler, 1980’lerde "GRID" (Gay Related Immune Deficiency: Geyliğe Bağlı Bağışıklık Yetmezliği) teriminin homofobik olduğunu öne sürmüş ve "GRID" terimi yerine "AIDS" (Acquired Immune Deficiency Syndrome: Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu) teriminin kullanımı savunmuşlardır. 1983 yılı Onur Yürüyüşü gösterilerinde ise ana temayı “AIDS” olarak belirlemişlerdir. Daha sonra, 1988 yılında Dünya Sağlık Örgütü, 1 Aralık gününü Dünya AIDS günü ilan etmiştir.

2000'li yıllarda, LGBT aktivistlerinin artan baskıları ve yürüttükleri hukuki mücadeleler, anayasal değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Bu dönemde birçok batılı ülkede eşcinsel evliliğin yasallaşması ve "cinsel yönelim" temelli ayrımcılığın yasaklanması gibi önemli değişiklikler meydana gelmiştir.

LGBT
LGBT aktivistlerinin baskısı sonucunda eşcinsellik hastalık kategorisinden çıkarılmıştır.

LGBT Hareketinin Küresel Etkisi

Giderek büyüyen ve lobi haline gelen bu hareket, popüler kültür araçlarıyla diğer ülkelere ulaşarak ideolojisini dünya çapında benimsetmeye çabalamaktadır. Markaların pazarlama stratejilerinden sinema ve televizyon sektörüne, spor ve atletizmden akademik ve tıbbi alana kadar geniş bir yelpazede sesini duyurarak diğer sesleri bastırmaya çalışmaktadır.

Örneğin, spor alanında transseksüellerin karşı cins kategorilerinde yer almak için verdiği mücadele, birçok tepkiye neden olmaktadır. Bu duruma maruz kalan kadın sporculardan yalnızca biri olan Karen Long adlı Avustralyalı Master Atletizm Şampiyonu bu duruma dikkat çekmiş, trans kadınların biyolojik avantajları nedeniyle kadın kategorilerinde yarışmasının adaletsizliğe yol açabileceği endişesini dile getirmiştir.[1] Trans kadınların esasen erkek olmalarına rağmen kadınlarla yarışmasına izin verilmesinin, özellikle temas sporlarında kadınların yaralanma riskini artırabileceği ve spor kariyerlerinin sona ermesine neden olabileceği konusunda uyarıda bulunmuştur. Dünya nüfusunun küçük bir kısmını oluşturmalarına rağmen transseksüellerin sporda kadınlarla yarışmalarına izin verilmesi, dünya nüfusunun büyük bir bölümünü oluşturan kadınlar için adaletsizliktir.