Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet: Tıp kurumlarının biyolojik gerçeklik hakkında dürüstçe konuşma konusundaki isteksizliği

Kendisini bilimsel olarak tanımlayan kuruluşlar bilimsel gerçekleri sosyal bir amaca hizmet edecek şekilde çarpıttığında, sadece kendi güvenilirliklerini değil, genel olarak bilimin güvenilirliğini de zedelemiş olurlar.
Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet: Tıp kurumlarının biyolojik gerçeklik hakkında dürüstçe konuşma konusundaki isteksizliği


Kaynak: bostonglobe.com
Erişim tarihi: 08.04.2024
Yayınlanma tarihi: 08.04.2024

Amerikan Tıp Birliği, "cinsiyet" kelimesinin - erkek ya da kadın gibi- sorunlu ve modası geçmiş olduğunu; artık hepimizin "daha kesin" bir ifade olan "doğumda atanan cinsiyet" ifadesini kullanmamız gerektiğini söylüyor. Amerikan Psikoloji Derneği de aynı görüşte: "Doğuştan gelen cinsiyet" gibi terimler "aşağılayıcıdır" ve "cinsiyetin değişmez bir özellik olduğunu ima etmektedir." Amerikan Pediatri Akademisi de bu görüşe katılıyor: "Cinsiyet", "doğumda yapılan bir atamadır." Ve şimdi Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, "biyolojik olarak erkek/kadın" veya "genetik olarak erkek/kadın" yerine "doğumda atanan erkek/kadın" veya "doğumda belirlenen erkek/kadın" dememizi istiyor.

Savunucular, hem sözde bilimsel gerekçelerle hem de geleneksel erkek ve kadın terminolojisinin "kapsayıcılığı" ve "eşitliği" zayıflattığı söylendiği için bu sözcüksel revizyonu savunuyor. Ancak bu “gerekçeler” geçerli değil. Tıp dernekleri de basit bilimsel gerçekleri tanınmayacak şekilde çarpıtıyor.

Neredeyse tüm hayvanlar ve birçok bitki cinsel yolla ürer. Eşeyli üreyen tüm türlerde bu, yumurta adı verilen büyük bir gamet ile sperm adı verilen küçük bir gametin birleşmesiyle gerçekleşir. Bazı hermafrodit bitki ve hayvanlar hem yumurta hem de sperm üretse de, bunu yapan memeli türü yoktur. Memelilerde her birey yalnızca bir tür gamet üretir. (Nispeten az sayıda) yumurta üreten bireylere dişi; (çok sayıda) sperm üretenlere erkek denir. Bir memeli embriyosunun erkek ya da dişi olarak gelişip gelişmeyeceği bir çift cinsiyet kromozomu tarafından belirlenir: Dişiler için XX, erkekler için XY.

Doğumda atanan cinsiyet
Bir memeli embriyosunun erkek ya da dişi olarak gelişip gelişmeyeceği bir çift cinsiyet kromozomu tarafından belirlenir: Dişiler için XX, erkekler için XY.

Kısacası, tüm hayvanlarda cinsiyet, gamet büyüklüğü ile tanımlanır; tüm memelilerde cinsiyet, cinsiyet kromozomları tarafından belirlenir; ve sadece iki cinsiyet vardır: erkek ve dişi. Tüm bunlar elbette pek yeni değil: Yüzyılı aşkın bir süredir biliniyor ve lise biyoloji dersinin temel konuları. Elbette, mutasyon veya doğum öncesi gelişimdeki tuhaflıklar bazı bireylerin hiç canlı gamet üretememesine neden olabilir. Ancak Y kromozomuna sahip kısır bir kişi hala erkektir, tıpkı tek bacaklı bir kişinin iki ayaklı türümüzün tam bir üyesi olarak kalması gibi.

Çok az sayıda insanın XX ve XY dışında kromozomal yapılarla doğduğu gerçeğinden çokça söz edilmektedir. En yaygın olanı olan XXY kromozomlu Klinefelter sendromu, canlı doğumların yaklaşık yüzde 0,1'inde görülür; bu bireyler anatomik olarak erkektir, ancak genellikle kısırdır. De la Chapelle sendromu (yüzde 0,003) ve Swyer sendromu (yüzde 0,0005) gibi bazı son derece nadir durumlar, tartışmalı bir şekilde standart erkek/kadın sınıflandırmasının dışında kalmaktadır. Öyle olsa bile, cinsel ayrım son derece net bir ikilidir, biyolojide bulabileceğiniz herhangi bir ayrım kadar ikilidir.

Peki bu durumda tıp derneklerinin "doğumda atanan cinsiyet" ile ilgili iddiaları nereye varıyor?

Bir bebeğin ismi doğumda belirlenir; bundan kimsenin şüphesi yok. Ancak bir bebeğin cinsiyeti "atanmaz"; gebe kalındığında belirlenir ve daha sonra doğumda, önce dış genital organların incelenmesi ve daha sonra şüpheli durumlarda kromozom analizi ile gözlemlenir. Elbette herhangi bir gözlem hatalı olabilir ve nadir durumlarda doğum belgesinde bildirilen cinsiyet yanlıştır ve daha sonra düzeltilmesi gerekir. Ancak gözlemin hatalı olması, gözlemlenen şeyin - bir kişinin cinsiyetinin - tıpkı kan grubu veya parmak izi deseni gibi nesnel bir biyolojik gerçeklik olduğu gerçeğini değiştirmez, bu "atanan" bir şey değildir. Tıp derneklerinin açıklamaları, sosyal inşacılığın çığırından çıkmış halidir.

Toplumsal cinsiyet ideolojisinin iddiasının aksine, cinsiyet insan türünün temel bir özelliğidir; psikoloji, sosyoloji ve kamu politikalarında kilit bir değişkendir. Dünya genelinde cinayetlerin büyük çoğunluğunu erkekler işlemektedir; kadınların bekar ebeveyn olma olasılığı erkeklerden çok daha yüksektir. Bu ayrımlar mutlak değil istatistiksel olsa da önemlidir. Cinsiyet hakkında açıkça konuşamaz ve yazamazsak kamusal söylemimiz yoksullaşır ve çarpıtılır. Ve bu kayıp hiçbir yerde tıpta olduğundan daha açık değildir.

Feministler, tıbbi teşhis ve tedavide cinsiyetin bir değişken olarak göz ardı edilmesini ve kadın bedenlerinin erkek bedenlerine benzer tepkiler verdiğinin zımnen varsayılmasını on yıllardır protesto etmektedir. İki yıl önce, prestijli tıp dergisi The Lancet nihayet bu eleştiriyi kabul etmiştir, ancak editörler görünüşe göre "kadın" kelimesini kullanmaya cesaret edememiştir. Bunun yerine derginin kapağı şu ifadeye yer vermiştir: "Tarihsel olarak, vajinalı bedenlerin anatomisi ve fizyolojisi ihmal edilmiştir." Ancak şimdi, biyolojik cinsiyetin inkârı geleceğin doktorlarının eğitimini baltalamakla tehdit ettiği için, bu iki ucu keskin taviz bile kaybedilebilir.

Sosyal ya da siyasi bir amaç uğruna gerçekleri çarpıtmak asla haklı görülemez. Kendisini bilimsel olarak tanımlayan bir kuruluş, bilimsel gerçekleri sosyal bir amaca hizmet edecek şekilde çarpıttığında, sadece kendi güvenilirliğini değil, genel olarak bilimin güvenilirliğini de zedelemiş olur. Cinsiyet gibi basit bir konuda gerçekleri bu kadar gözle görülür ve bariz bir şekilde çarpıtan tıp kurumunun aşılar gibi diğer tartışmalı konularda yaptığı açıklamalara halkın güvenmesi nasıl beklenebilir?