Avustralya Tabipler Birliği cinsiyet değiştirme konusundaki güncel kanıtları neden takip etmiyor?

Avustralya Tabipler Birliği, son kanıtları görmezden gelerek ideolojik bir tutumla cinsiyet değiştirme konusundaki gerçekleri göz ardı ediyor. Cinsiyet ideolojisi, ülkenin en güvenilir tıbbi kurumlarından birini etkisi altına almış görünüyor.
Avustralya Tabipler Birliği cinsiyet değiştirme konusundaki güncel kanıtları neden takip etmiyor?


Erişim Tarihi: 23.02.2024
Kaynak: https://www.catholicweekly.com.au/
Yayınlanma Tarihi: 23.02.2024

Avustralya Tabipler Birliği (AMA) kısa süre önce yayınladığı "LGBTQIASB+ Sağlığı" konulu tutum belgesi ile kendisine büyük bir kötülük yapmıştır. AMA, "LGBTQIASB+ olan kişilerin kamusal alanda kutlanmasının" sağlık ve esenliklerinin artırılmasının hayati bir parçası olduğunu belirttiği ve "LGBTQIASB+ olmanın normal, sağlıklı ve insan cinselliği, cinsiyet kimliği ve cinsiyet özelliklerindeki çeşitliliği temsil ettiğini" ileri sürdüğü bildirinin daha ilk sayfasında ağzındaki baklayı çıkarmıştır.

Bir LGBT savunuculuk örgütünün böylesine cesur iddialarda bulunması başka bir şeydir; bu iddiaların ülkenin en üst düzey tıbbi otoritesinden gelmesi ise tamamen farklı bir şeydir.

Doktorların "tarafsız bir şekilde kanıta dayalı bakım" sağlama konusundaki etik ve mesleki görevlerini yineledikten sonra, yeni pozisyon bildirisi cinsiyet değiştirme prosedürleri "trans ve cinsiyet çeşitliliği olan kişiler için bir dizi olumlu sağlık sonucuyla bağlantılı" ve "cinsiyetleriyle ilgili olmayan nedenlerle bakım arayanlar da dahil olmak üzere tüm tıbbi bağlamlarda trans ve cinsiyet çeşitliliği olan kişiler için faydalı" olduğunu söylemeye devam etmektedir.

AMA'nın bu sıra dışı ve pervasız açıklamasındaki sorun, cinsiyet değiştirme prosedürlerinin faydalı olduğu yönündeki önerinin kendisinin kanıta dayalı olmamasıdır. Gerçekten de, cinsiyet değiştirme tedavilerin terapötik bir faydası olmadığını gösteren uluslararası kanıtlar giderek artmakta ve cinsiyet değiştirme prosedürlerinin çocuklar üzerindeki uzun vadeli etkileri konusunda artan bir rahatsızlık bulunmaktadır.

Örneğin, İsveç'in toplam nüfusunun yüzde 95'inden fazlası üzerinde yapılan bir araştırma, cerrahi veya hormonal tedavinin hastaya ruh sağlığı açısından fayda sağlamadığını ve cerrahi tedavinin aslında kişinin ruh hali ve anksiyete bozukluğu riskini artırdığını ortaya koymuştur. Bu çalışmanın ardından İsveç'te ergenlik engelleyicilerin, karşı cinsiyet hormonların ve ameliyatların reşit olmayanlar üzerinde kullanımı tamamen yasaklanmıştır. Norveç Sağlık Hizmetleri Araştırma Kurulu, çocuklar ve gençler için cinsiyet değiştirme prosedürlerinin "deneysel" olarak tanımlamış ve Birleşik Krallık da benzer şekilde ergenlik engelleyicilerin kullanım "güvenliğini veya klinik etkinliklerini destekleyecek yeterli kanıt olmadığı" için yasaklamıştır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bile geçtiğimiz Ocak ayında, trans ve “toplumsal cinsiyet çeşitliliği” sağlığına ilişkin yeni kılavuz ilkelerinin reşit olmayanların bakımıyla ilgilenmeyeceğini, çünkü "çocuklar ve ergenler için cinsiyet değiştirme prosedürlerinin uzun vadeli sonuçlarına ilişkin kanıt temelinin sınırlı ve değişken olduğunu" doğrulamıştır.

AMA'nın bildirisi, giderek artan bu kanıtlar bütününü veya DSÖ'nün son açıklamasını kabul etmemekle kalmamakta, "son sistematik incelemeler, hem karşı cins hormon tedavisi hem de cinsiyet değiştirme cerrahi işlem sonrasında yaşam kalitesinin arttığına dair kanıtlar bulmuştur" diyerek tam tersi bir iddiada bulunmaktadır. Ne yazık ki, AMA'nın iddiasını desteklemek için atıfta bulunulan iki referans, Haziran 2020'den sonra yayınlanan hiçbir çalışmayı dikkate almamıştır, bu da son yıllardaki tüm kanıtların büyük ölçüde göz ardı edildiği anlamına gelmektedir.

Son yıllardaki kanıtların görmezden gelinmesini daha da tuhaf kılan şey, AMA başkanı Profesör Steve Robson'ın açıklamanın yayınlanmasının ardından ABC radyosuna verdiği bir röportajdır. Bu röportajda Robson, bakımın kanıtları takip eden ekipler tarafından sağlanmasının önemli olduğunu söylemiş ve "tıpta kanıtların değiştiğini" belirtmiştir. Sürekli değişen kanıt temeline ilişkin bu kabul göz önünde bulundurulduğunda, bu bildirinin hazırlanmasında son kanıtların dikkate alınmamış olması ihmalkârlıktır.

Ayrıca, bazı sigorta şirketleri bu tür tedavilerin getirdiği ölçülemez sigorta riski nedeniyle teminat sağlamayı reddetmiş olsa da, AMA sigorta şirketlerini cinsiyet değiştirme prosedürlerini kapsamalarını zorlamayı hedeflemektedir.

AMA'nın bu tutum beyanının ne kadar ideolojik olduğunu görmek ve toplumsal cinsiyet ideolojisinin kurumları ele geçirmesinin Avustralya'nın en güvenilir kurumlarından biri olması gereken kuruma bulaşmayı başarması son derece hayal kırıklığı yaratmaktadır.